Hürriyet

8 Ocak 2010 Cuma

MEVSİMLER


Bütün bildiklerimizi unutma zamanı şimdi.
Küremiz mi ısınıyor, parfümlerimiz göğü mü deldi, kestiğimiz ağaçların ruhu hortladı da bizden intikam mı alıyor bilmiyorum.

Milli eğitime sesleniyorum coğrafya kitaplarını değiştirin ve güncelleyin lütfen. Çağdaş ve güncel bilgiler almak çocuklarımızın da hakkı değil mi?

Zira bir yılda 4 mevsim yok artık. Mevsimler takribi 3 'e düştü. O da zorlarsan 3. Bazı durumlarda 2 bile oluyor. E hal böyle iken ben çocuğuma 4. mevsimi anlatmakta zorlanıyorum kardeşim! Ocağın 8'i hava 18 derece!

Ayrıca denizler mavi falan değil . Yeni rengine uygun gösterilsin haritalarda.Çizik çizik gözüken bir çok dere ve çay da yok kurudu gitti. Çocuklar oyun oynuyor derelerin yataklarında. E madem öyle o dereler ve çaylar maziye saygı konseptinde mi gösteriliyor atlaslarda.

Akdeniz bölgesinin bitki örtüsü maki değil çünkü hepsi yandı. Akdeniz'in yeni bitki örtüsü 5 yıldızlı oteller. Bilgi bu doğrultuda güncellenebilir misal.

Pamukkaleyi karakule olarak değiştirebilirler örneğin, Tuz gölü biyolojik olarak öldü ruhuna fatiha, Akşehir gölü tamamen kurudu tez haritadan çıkarıla, bildiğimiz bütün bilgiler bir an önce unutula!

Vatana, millete geçmiş olsun...

7 Ocak 2010 Perşembe

SATIN ALMACI ABLA

Canım burnumda, tüm günün yorgunluğu üstüme yapışmış bir halde merdivenlerden ağır aksak çıkarken bir sonraki gün bir iş görüşmesi yapcağını söyleyince bizim aslankral tüm iyi niyetimle, “güzel bir kıyafet seçelim o halde birlikte” deyiverdim bende.

Hiç lafı sektirmeden cevapladı bizim aslankral “aaa evet ya satın almada ki hatun çok kokoşmuş zaten. Daha da dikkatli olmak lazım giyim konusunda.”

“Neyyyyyyy” diye bir ses çıkartıversim geldi Haneler’deki Yaban gibi ama 5 kere yutkundum. Burnumdan kıl aldırmam böyle durumlarda.

Sabah kıyafeti seçtik, kokular süründük, giyindik çıktık.

Akşam diyaloğu


-Bugün yaptığım görüşmeyi hiç sormuyorsun?
*Aaa evet doğru ya nasıl geçti? (İç sesim: Sorar mıyım be dün mıhladın beni merdivenlerde)
-Valla birsürü bıyıklı adamın yanından geçtim , bir baktım karşıda bir hatun. Ama bozbek firmanın imajı ile çok alakasız kadın
*Nesi varmış kadının ?( İç Sesim : Ha ha ha yanlış istihbarat almış şaşkın aslankral, kokoş süslü birşey bekliyordu pala bıyıklı teyze çıktı karşısına ohhh canıma değsin!)
- Bir görsen hatunu hani şu Las Vegas dizisinde bir kız vardı ya dudaklarını şişirtmişti .
* Şu Victoria Secret defilelerine çıkan mı? ( İç Sesim : Aman allahım yanlış değil istihbaratı az almış adam resmen. )
-Ya yok be aşkım o değil hani güzel olan
*Ne bileyim ben ya allah allahh, kadınların güzelliğine mi bakıyorum dizi izlerken( İç Sesim : Adam daha da güzelinden bahsediyor. Ayrıca üstü kapalı laf sokuşturmaya çalıştım anladın mı acaba çok merak ediyorum?)
- Kadın sarışın, şişirmiş dudakları, full makyaj, uzun boylu, poslu. Söylediğine göre firmanın modern yüzünü temsil ediyormuş,
*Yaaaa, eee sonuç? alabildin mi bari işi. (Soy ağacını çıkarsaydın bari. Kadın satın almacı mı, firmanın mankeni mi anlamadım ya neyse.)
- Numune götüreceğiz önümüzdeki hafta. O zaman belli olacak
* Hadi aşkım umarım olur, dua edicem senin için.( İç sesim : Neyyyyyyyy, bir hafta sonra bir görüşme daha mı? Bekle dua ederim, git başka yerden iş al , ne işin var elin victoria secret mankeni görünümlü satın almacısıyla)
- Sustun bozbek, bişey mi oldu?
* Eeee aşkım ya, senin de çenen düştü akşam akşam. Sus azcık şu diziyi izlicem
- Aman be! Senin de sağın soğun belli olmuyor yine bişeye bozuldun ama çıkar kokusu yakında !??

6 Ocak 2010 Çarşamba

ELİN ADAMI YEŞİLİ BOL BULUNCA....



Elin memleketlerinde adamlar neler ile uğraşıyor, biz hala dik laleleri - sök laleleri...

5 Ocak 2010 Salı

YENİ GÜN

Uzaklarda bir gemi, güvertesinde bir adam
Gökyüzüne sigarasının dumanı ile hasretini yazıyor
Ayakları toprağa hasret...

Sokak arası bir parkta, eli yüzü kir içinde bir çocuk
Elinde bir tahta parçası, özleminin resmini yapıyor
Pıt pıt çarpan yüreği , hiç gelmeyecek babasını bekliyor...

Kaldırımda elleri buruşuk, yüreği buzdan da donuk bir nine
Önünde satmaya çalıştığı mendiller, içinde acıdan kuleler
Evde ki sakat torununu düşünüyor...

Plaza katındaki ofisinde bir sekreter
Kocaman camından alabildiğine maviliğe bakıyor
Bulutlar umudunun yoldaşı
Gelecek güzel günleri düşlüyor...

Ağır ağır giden kırmızı bir kamyonun, sigara ve uykusuzluk kokulu şöförü
Gaza bastıkça basıyor
Yollarda geçen ömrüne küfrederek, bir sigara daha yakıyor...

Acil serviste bir doktor
Nöbetini bitirmenin sevinci,
Akşam kurtaramadığı kadının kederi ile
Arabasına biniyor...

Dünya yeni bir güne başlıyor...

4 Ocak 2010 Pazartesi

KIZ KULESİ KAYBOLMUŞ YERİNİ BİLEN VAR MI?


1 Ocak 2010 itibari ile resmen Avrupa'nın Kültür Başkenti'yiz artık. Bir şenim, bir neşeliyim, bir gururluyum sorma. Şehrimle gurur duyuyorum, koltuklarım kabarıyor. Hani istesinler verdiğim verginin 3 katını vericem öyle bir gaza geldim.

Şehrimin kaldırımı olmayan sokaklarından kültür akacak . Sokak ressamları; olmayan logar kapaklarını resimleyecek logarların üstüne, itfaiye - ambulans giremeyen sokaklara tiyatrolar kurulacak. Belki taşan derelerin üstünde de bir atraksyon gerçekleştirirler. E ne de olsa aldıkların paraların bir kısmını harcamaları lazım değil mi? Hepsi cukka cebe olmaz!

Şu reklamlar neyi sembolize ediyor onu da bir anlatsan çıksa daha da bir bilinçli şehirli olacağım. Kültür başkenti teması iyice ruhuma işleyecek.

Denizin ortasında bir Galata Kulesi.Şunu mu demek istiyor?

- Ey saf İstanbullu. Yıllar yılı kaşıkla verdiğimizi kepçe ile geri aldık. Geçim telaşından oturduğun o küflü bodrum katından kafanı bile çıkaramadın ve Galata Kulesi'nin nerde olduğunu bile bilmiyorsun! Şimdi çık evinden ve şehrinin güzelliklerini keşfet. Bak Avrupa Kültür Başkenti olduk.

Ya da şöyle mi :
- Ey parası cebine sığmayıp da orasına burasına tıkıştıran, çorap almak için Milanolara giden ehl-i keyf İstanbullu. Eyfel Kulesini sorsak kaç parça demirden yapıldığını bile söylersin. Ama Galata Kulesi'nin yerini bilmiyorsun! Çık biraz , dolaş, kendi ülkenin esnafını kalkındır, halkın arasına karış, şehrinin tarihi yerlerini gez.

Yoksa maksat İstanbul'a yabancı ziyaretçi mi çekmek? İyi de elin ecnebisi gelip de Marmara Denizi ortasında Galata Kulesi aramaya kalkar ise kim olacak bunun sorumlusu?

Cevap istiyorum , bu reklam neyi anlatıyor? Ne de olsa ajansın parasını bizim vergilerimizden vermediler mi? Dolayısı ile cevap aramak hakkımız değil mi?

PS : Bu arada İstanbul ile aynı zamanda Avrupa Kültür Başkenti olan Macaristan Pecs ve Almanya'nın Essen şehirlerinde neler oluyor çok merak ediyorum?
Bir de başkent dediğin şey 1 tane olmaz mı? Yoksa ben mi yanlış biliyorum?