Havadan mı mütevellit bilmiyorum ama içimde bir şeytan, beynimde minik minik adamcıklar. Münazara halindeler sabahtan beri. Hava isli, gün puslu ve nemli.
İçim de aynen öyle. Karanlık, kapkaranlık. Gökkuşağımın renkleri griye çalar olmuş da ben yeni mi farkına varmışım acaba?
Yerim dar, yenim dar, avucum bir yumruk tak tak tak masaya vurmakta sıkıntıdan. Sol ayağım da ona uymuş tempo tutar sıkıntımın senfonisine.
Bugünkü orkestra şefimiz içimdeki kış şeytanı. İsli , puslu havaları pek seviyor bu şeytan. Binbir yaramazlık peşinde, sevinçlere çomak sokmakta, umudumun tekerini patlatmakta ve beni bir obur haline getirip gittikçe şişmanlatmakta, uykudan gözkapaklarımı kat kat yapmakta.
Lahana bebek gibi giyindikçe soğuktan, şeytan daha da azıyor , bana daha da afakanlar basıyor ve paltolar ile zor sığdığımız o metrobüste, içimden imdattt diye bağırmak geliyor avazım çıktığı kadar .
Şemsiyem ters döndükçe kahkahalar atıyor kış şeytanı, ana avrat küfür edip bir taraftan da eteğimi tutarak rüzgara karşı yürürken iyi şeyler düşünmeliyim diye teskin etmeye çalışıyorum kendimi ama nafile. Küfürlerim gittikçe edepsizleşiyor.
Kafamda balkabağı gibi bir şapka mecburiyetten, şapka çıktı kel göründü misali şapkayı çıkartınca inek yalamış saçlar karşınızda.
Karizma da seksepalite de kış şeytanına yenik. Bizi kandırıyorlar filmlerde. Halbuse filmlerdeki kış sahneleri ne romantik. Karda buzda bile sevgililer el ele kolkola yürüyebiliyor. Biz popo üstü düşmeden iki adım atabilirsek ne ala. Ya da yağmurda kadınlar bir ıslanıyor ki sanırsın yağan yağmur değil loreal paris makyaj malzemeleri. Biz ıslanınça sudan çıkmış sıçan.
Vodoo büyüsü, kum büyüsü ne büyüsü bulursam yapıcam. Kış çabuk bitsin...
İnsan her durumda bir başkasıdır. Arthur Rimbaud
Hürriyet
11 Aralık 2009 Cuma
GERİYE NE KALDI?
Berna 30'lu yaşların başında güzel sayılabilecek bir kadındı. 2 tane kızı, iyi bir evliliği , her ne kadar pek memnun olmasa da iyi sayılabilecek bir işi vardı.
Sosyal bir kadındı Berna. Bol bol kitap okur, film seyreder, konser ve tiyatroya gitmeye bayılır, iş çıkışları arkadaşları ile sık sık buluşurdu.
Hem çocukları, hem arkadaşları, hem de kocası ile başbaşa vakit geçirebileceği özel anlar yaratmakta çok becerikliydi ve sık sık evli arkadaşlarına bu konu ile ilgili tavsiyeler verirdi.
O'na göre, her kadın çocukları ve kocası haricinde kendine özel bir hayat yaratmalı idi. Çocukları ve kocası dışında konuşabileceği konuları olmalıydı kadınların. Bunun yolu da sosyal ve kültürel faaliyetlerden geçiyordu.
Ayrıca kocası ile başbaşa da kalabilmeliydi bir kadın. İyi iletişim, iyi bir evlilik demekti ve çocukların ruhsal gelişimi açısından anne baba arasındaki etkileşim çok önemliydi.
Berna arkadaşları ile buluştuğu zamanlarda çocukları ya anneanelerine bırakır, ya da evde onlara bakacak birini ayarlardı. Çocuklar uyumadan evde olmaya gayret gösterirdi. Bu yüzden bazen sohbetleri yarıda bırakıp kalktığı bile oluyordu. Etrafındaki arkadaşlarının çoğunun çocukları yoktu. Zaman zaman Berna'yı anlamakta güçlük çekseler bile, o kısa vakitler hepsine çok iyi geliyordu.
Arkadaşları ile buluşacağı ve kız kıza bir iki saat vakit geçirecekleri bir gün, Berna içinde tarif edilemez bir sıkıntı hissetti. Bir taraftan arkadaşları ile buluşmak istiyor öte taraftan aklı çocuklarında kalıyordu. İki yerde birden aynı anda olmayı o kadar çok istedi ki o an, içinin sıkıntısı iki kat daha arttı.
"Bir bahane bulsam ve kızlar ile buluşmasam bu akşam" diye düşündü. "Ama yok yok "dedi içindeki diğer ses. "Bu akşam buluşamassak kimbilir kaç hafta sonra görüşeceğiz anlatacak çok şey birikti."
En sonunda kızlar ile buluşmaya karar verdi Berna. O akşamdan sonra ne zaman arkadaşları ile buluşsa hep bir yanı evde, bir yanı arkadaşlarında idi. Bir taraftan "Şu anda çocuklarımla olmalıyım, ben çalışan bir anneyim onlarla vakit geçirmem gerekiyor" diye düşünürken diğer taraftan " Kendime vakit ayırmaz isem ben bu dünyada boğulurum, biraz nefes almalıyım" diye içi içini kemirirdi hep.
Yine rutin bir kızlar buluşmasında kızlardan biri "Bu akşam çocuklardan ve kocalardan konuşmak yok" dedi.
Berna gayri ihtiyari " Eee geriye ne kaldı ki?" diye cevap verdi. Herkes bu cevaba gülüştü hatta bekar arkadaşlarından biri " Gördünüz mü? Kendinize ait bir hayatınız bile yok " diye dalga geçti. Berna kahkaha ile karşılık verdi arkadaşına. Güzel bir geceydi , sonunda Berna koşarak evin yolunu tuttu. İçindeki o tanıdık sıkıntıyla beraber , bir an önce evde olabilmek için sokakta adeta koşar adım yürüyordu.
" Güzel bir geceydi" diye düşündü , " Ama keşke çocuklarımla olsaydım, acaba ödevler bitmiş midir? Acaba karınları tok mudur? Acaba kocamı çok yormuşlar mıdır?" düşünceleri içinde eve girdi Berna. Evde herşey yolunda idi. Çocuklar derslerini bitirmiş ve çoktan uykunun sıcak kollarına bırakmışlardı minik bedenlerini.
Onlar uyumadan eve gelemedi diye için için rahatsız olsa da bu rahatsızlığı pek kafasına takmadan sırt üstü yatağa uzandı ve birden zihninde arkadaşları ile yaptığı konuşma dönmeye başladı.
" Bu gece çocuklardan ve kocalardan konuşmak yok!"
-" Eeee, geriye ne kaldı?
KENDİ İÇİN BİRŞEYLER YAPARKEN SUÇLULUK DUYGUSU İLE YAPTIĞINDAN KEYİF ALAMAYAN ANNELERE İTHAF EDİLMİŞTİR...
Sosyal bir kadındı Berna. Bol bol kitap okur, film seyreder, konser ve tiyatroya gitmeye bayılır, iş çıkışları arkadaşları ile sık sık buluşurdu.
Hem çocukları, hem arkadaşları, hem de kocası ile başbaşa vakit geçirebileceği özel anlar yaratmakta çok becerikliydi ve sık sık evli arkadaşlarına bu konu ile ilgili tavsiyeler verirdi.
O'na göre, her kadın çocukları ve kocası haricinde kendine özel bir hayat yaratmalı idi. Çocukları ve kocası dışında konuşabileceği konuları olmalıydı kadınların. Bunun yolu da sosyal ve kültürel faaliyetlerden geçiyordu.
Ayrıca kocası ile başbaşa da kalabilmeliydi bir kadın. İyi iletişim, iyi bir evlilik demekti ve çocukların ruhsal gelişimi açısından anne baba arasındaki etkileşim çok önemliydi.
Berna arkadaşları ile buluştuğu zamanlarda çocukları ya anneanelerine bırakır, ya da evde onlara bakacak birini ayarlardı. Çocuklar uyumadan evde olmaya gayret gösterirdi. Bu yüzden bazen sohbetleri yarıda bırakıp kalktığı bile oluyordu. Etrafındaki arkadaşlarının çoğunun çocukları yoktu. Zaman zaman Berna'yı anlamakta güçlük çekseler bile, o kısa vakitler hepsine çok iyi geliyordu.
Arkadaşları ile buluşacağı ve kız kıza bir iki saat vakit geçirecekleri bir gün, Berna içinde tarif edilemez bir sıkıntı hissetti. Bir taraftan arkadaşları ile buluşmak istiyor öte taraftan aklı çocuklarında kalıyordu. İki yerde birden aynı anda olmayı o kadar çok istedi ki o an, içinin sıkıntısı iki kat daha arttı.
"Bir bahane bulsam ve kızlar ile buluşmasam bu akşam" diye düşündü. "Ama yok yok "dedi içindeki diğer ses. "Bu akşam buluşamassak kimbilir kaç hafta sonra görüşeceğiz anlatacak çok şey birikti."
En sonunda kızlar ile buluşmaya karar verdi Berna. O akşamdan sonra ne zaman arkadaşları ile buluşsa hep bir yanı evde, bir yanı arkadaşlarında idi. Bir taraftan "Şu anda çocuklarımla olmalıyım, ben çalışan bir anneyim onlarla vakit geçirmem gerekiyor" diye düşünürken diğer taraftan " Kendime vakit ayırmaz isem ben bu dünyada boğulurum, biraz nefes almalıyım" diye içi içini kemirirdi hep.
Yine rutin bir kızlar buluşmasında kızlardan biri "Bu akşam çocuklardan ve kocalardan konuşmak yok" dedi.
Berna gayri ihtiyari " Eee geriye ne kaldı ki?" diye cevap verdi. Herkes bu cevaba gülüştü hatta bekar arkadaşlarından biri " Gördünüz mü? Kendinize ait bir hayatınız bile yok " diye dalga geçti. Berna kahkaha ile karşılık verdi arkadaşına. Güzel bir geceydi , sonunda Berna koşarak evin yolunu tuttu. İçindeki o tanıdık sıkıntıyla beraber , bir an önce evde olabilmek için sokakta adeta koşar adım yürüyordu.
" Güzel bir geceydi" diye düşündü , " Ama keşke çocuklarımla olsaydım, acaba ödevler bitmiş midir? Acaba karınları tok mudur? Acaba kocamı çok yormuşlar mıdır?" düşünceleri içinde eve girdi Berna. Evde herşey yolunda idi. Çocuklar derslerini bitirmiş ve çoktan uykunun sıcak kollarına bırakmışlardı minik bedenlerini.
Onlar uyumadan eve gelemedi diye için için rahatsız olsa da bu rahatsızlığı pek kafasına takmadan sırt üstü yatağa uzandı ve birden zihninde arkadaşları ile yaptığı konuşma dönmeye başladı.
" Bu gece çocuklardan ve kocalardan konuşmak yok!"
-" Eeee, geriye ne kaldı?
KENDİ İÇİN BİRŞEYLER YAPARKEN SUÇLULUK DUYGUSU İLE YAPTIĞINDAN KEYİF ALAMAYAN ANNELERE İTHAF EDİLMİŞTİR...
10 Aralık 2009 Perşembe
Yanlızlıktan mıdır, onaylanma isteği midir ya da benim küçük aklımın anlayamadığı başka ulvi bir sebepten mi bilmiyorum ama artık twitterdan milletin hayatının başlıklarını an be an izleyebilir olduk. İnsanlıkça süper iletişiyoruz. Ancak bu ne yaman çelişki, bu ne çıldırtan denge karşıya gelince, üç kelimeyi bir araya getiremiyoruz. Yazı dilimiz kuvvetlenir iken konuşma dilimize bir haller oldu. Kullanmaya kullanmaya dil pas tutarken, parmaklar klavye de bir flamenko dansçısı edası ile bol bol dans etmekte.
Vapurdasın mesela, twitter'a at mesajı;
İnebolulu Haydar Paşa Vapuru'nda mendirek istikametinde ilerliyoruz . Her yer yosun. Küresel ısınma diz boyu
Yolda yürüyorsun wap bağlantılı cep telefonundan bağlan internete;
Yoldayım, ayağım taşa takıldı, topuğum kırıldı imdattt
Patrona kızdın;
İşteyim sinirden köpürüyorum yok mu beni sakinleştiren
Evdesin akşam yatmak üzeresin;
Süt içtim, dilim yandı
Sevgilinle kavga ettin;
Küstümm, küstümmm ( Mesaj elbet sahibini bulur)
Alışverişe gittin;
Kendime 2 don , 1 atlet, 1 çorap aldım. Çoraplarım yeşil
Diyee uzarr gider bu liste. Bu kadar on-line, bu kadar teşhirci ve bu kadar aleni olmaya gerek var mı sizce? Biraz gizem daha iyi olmaz mı?
Vapurdasın mesela, twitter'a at mesajı;
İnebolulu Haydar Paşa Vapuru'nda mendirek istikametinde ilerliyoruz . Her yer yosun. Küresel ısınma diz boyu
Yolda yürüyorsun wap bağlantılı cep telefonundan bağlan internete;
Yoldayım, ayağım taşa takıldı, topuğum kırıldı imdattt
Patrona kızdın;
İşteyim sinirden köpürüyorum yok mu beni sakinleştiren
Evdesin akşam yatmak üzeresin;
Süt içtim, dilim yandı
Sevgilinle kavga ettin;
Küstümm, küstümmm ( Mesaj elbet sahibini bulur)
Alışverişe gittin;
Kendime 2 don , 1 atlet, 1 çorap aldım. Çoraplarım yeşil
Diyee uzarr gider bu liste. Bu kadar on-line, bu kadar teşhirci ve bu kadar aleni olmaya gerek var mı sizce? Biraz gizem daha iyi olmaz mı?
4 Aralık 2009 Cuma
İNİŞLER SOL TARAFTAN
Metrobüs açıldı, yeni bir meslek icad oldu. İnişler sol taraftan beyler çığırtkanlığı.
Kelli felli koca bir adam, metrobüs durup yolcular perona indiklerinde bir koyun sürüsünü güder gibi bağırmaya başlıyor.
-İnişlerrr soll taraftan beylerrr, inişler sol taraftan beylerrr!
Aşağıda da başka bir adam metrobüs istasyonuna girmeye çalışanları hizaya sokuyor.
- Sol taraftan çık arkadaşımm! Sol taraftann! Boşuna mı koyduk zinciri. Evett sol taraftan çıkalım lütfen!!
Arada da bir zincir var şaka değil. İnsanlar sol taraftan çıkar gibi yapıp adamın görüş mesafesinden çıkınca atlayıveriyorlar öte tarafa. Zaten o kadar kalabalığa öyle bir iniş çıkış yeri ve peron yapmışlar ki hiç yapma daha iyi. İster sağdan , ister soldan, ister uçarak ilerle birilerini rahatsız etmeden yürümen mümkün değil. Şaka gibi bir hadise.
Ayrıca bize sağdan yürümenin doğru olduğu öğretildi yıllar boyu. TRT bu bilinci geliştirmek için bir şarkı besteleyip bangır bangır çalıyordu çocukluğumuzda.
Sağdan git , hep sağdan
Geçidin de sağından..
Anlaşılan o ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin taşeron firmalarının mühendisleri o döneme yetişemedikleri için iniş çıkışı soldan yapmışlar. Hadi bunu görmezden gelelim diyeceğim ama insanın kanına dokunan başka bir durum var.
Aptal mıyım ben de adamın biri bas bas bağırıyor arkamdan "Soldan in !", Soldan in! diye. Koyun muyum ben sırf işi bunu yapmak olan bir adama devlete ödediğim vergiler vasıtası ile maaş veriyorum. Adamlar hem bizi gerzek yerine koyuyor hem de maaşını ödetiyor.
Pes vallahi pes!
Kelli felli koca bir adam, metrobüs durup yolcular perona indiklerinde bir koyun sürüsünü güder gibi bağırmaya başlıyor.
-İnişlerrr soll taraftan beylerrr, inişler sol taraftan beylerrr!
Aşağıda da başka bir adam metrobüs istasyonuna girmeye çalışanları hizaya sokuyor.
- Sol taraftan çık arkadaşımm! Sol taraftann! Boşuna mı koyduk zinciri. Evett sol taraftan çıkalım lütfen!!
Arada da bir zincir var şaka değil. İnsanlar sol taraftan çıkar gibi yapıp adamın görüş mesafesinden çıkınca atlayıveriyorlar öte tarafa. Zaten o kadar kalabalığa öyle bir iniş çıkış yeri ve peron yapmışlar ki hiç yapma daha iyi. İster sağdan , ister soldan, ister uçarak ilerle birilerini rahatsız etmeden yürümen mümkün değil. Şaka gibi bir hadise.
Ayrıca bize sağdan yürümenin doğru olduğu öğretildi yıllar boyu. TRT bu bilinci geliştirmek için bir şarkı besteleyip bangır bangır çalıyordu çocukluğumuzda.
Sağdan git , hep sağdan
Geçidin de sağından..
Anlaşılan o ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin taşeron firmalarının mühendisleri o döneme yetişemedikleri için iniş çıkışı soldan yapmışlar. Hadi bunu görmezden gelelim diyeceğim ama insanın kanına dokunan başka bir durum var.
Aptal mıyım ben de adamın biri bas bas bağırıyor arkamdan "Soldan in !", Soldan in! diye. Koyun muyum ben sırf işi bunu yapmak olan bir adama devlete ödediğim vergiler vasıtası ile maaş veriyorum. Adamlar hem bizi gerzek yerine koyuyor hem de maaşını ödetiyor.
Pes vallahi pes!
3 Aralık 2009 Perşembe
PERFORMANS PERFORMANS DEDİKLERİ

İlkokul 2. sınıfa giden kızımın proje ödevini yapmaya oturduk dün akşam her akşam olduğu gibi. Ben çocukluk yıllarımda bile bu kadar çok karton kesip yapıştırmamıştım. Dünkü konumuz MESLEKLER. Mesleklerin resimlerinin bulunduğu bir albüm hazırlamaktı görevimiz. Kitapta gazete ve dergilerden bulduğunuz resimler ile yapın diyor ama her normal evde 1 bilemedin 2 günlük gazete ve belki 1 dergi bulunur. Onlarda da bu resimler bulunur mu o ayrı bir uzmanlık alanı. Akşam 19.00da işten gelip de böyle bir ödevle karşılaşmak da ilginç bir deneyim . Ama serde geçen senenin tecrübesi var. Önceden ders kitapları karıştırılıp verilmesi muhtemel ödevler tahmin edilip konu ile ilgili resimler tarafımdan önceden tedarik ediliyor.
Yeni eğitim sistemi bir ilginç. Çocukla ailenin birlikte çalışmasını teşvik edecek birşeyler yaptırmayı hedeflemişler ama yine herzaman olduğu yüzlerine gözlerine bulaştırmışlar.
Performans ödevleri, proje ödevleri, aile ile birlikte öğrenelim ödevleri derken ev bir atölye. Bizler perişan, heryer uhu. Öğrenmeyelim aile ile , çocuk öğreniversin. Aile zaten biliyor. Ya da öğrenelim ama çocuk yapsın tüm bu ödevleri ben niye yapıyorum. Yapma dediğinizi duyar gibiyim ama na-mümkün. Çünkü öğretmenimiz her ödevi jilet gibi istiyor, anne elinden çıkmış gibi. Çocuk hatası barındırmayan proje ödevleri görmek istiyor. Durum böyle olunca da iş başa düşüyor kes-biç-yapıştır.
Birkaç kez kızıma yaptırıp gönderdim ama ara karneniz zayıf gelecek diye tehtit etti beni öğretmenimiz. Ba! ba! ba! karneyi bana verdiğini de itiraf etti sanki. Ama ben yine de azimliyim. Yarısını ben yapıyor isem yarısını da benim zillimaşa kızıma yaptırıyorum. Hem o öğreniyor, hem benim sıtkım daha az sıyrılmış oluyor.
Geçenlerde işten erken tüyüp bir alışveriş merkezinde gezintiye çıktım. Maksadım kendime ayıracak bir kaç saatlik bir zaman yaratmaktı. Bayram öncesi önce bindirilmiş sonra da indirilerek olağan fiyatına getirilmiş ve yüzde 70 indirim diye bize kakalanmaya çalışılan etiketlere bakar iken yanımda bir hatunun telefonla konuşmasına istemeen kulak misafiri oldum.
- Hımm , öğretmenin ne dedi bu işe?
- Gerekli malzemeleri aldın mı peki? Anlıyorum gelince konuşuruz ama ben yapmam kendin yapacaksın bu sefer..
Telefonu kapattı söylenmeye başladı.
-Performansına da...Projesine de...
Duyunca atladım bende hemen lapin gibi.
-Offff ,offf. Sormayın herkes aynı dertten muzdarip hanımefendi. Koskoca bir cumartesimi verdim ben o proje ödevlerinden bir tanesine.
Kadıncağız dert yanacak birini ararmış ki hemen içindeki sıkıntıyı kusuverdi beni şok eden sözleri ile:
- Performansına koyayım!! Proje ödevine de! Yapmayacağım kardeşim! Ben çalışan bir kadınım bütün gecemi kartonlar ile koklaşarak geçirmek istemiyorum. Yok planlarım arasında bu gece uhu ile teşvik-i mesai. Çocukların yapabileceği ödevler versinler ben alıcam sanki okuldan o diplomayı.
Ben tek kelime etmeden kadını dinliyorum ; " Şükür yarabbim benden beterleri varmış , kadın kayışı koparmış" diye düşünüyorum.
Eğitim sistemimizin çarpıklığı bir çalışan anneyi daha çarkında eritmiş diye hayıflanır iken kadın birden normale döndü;
- "Çok pardon size birşey danışacağım" diye tekrar başladı söze sanki benimle yeni konuşmaya başlıyormuş gibi.
- Şu üzerimdeki elbisenin üzerine bir hırka arıyorum. Sizce ne renk uygun olur?
Elbiseye uyabilecek bir iki alternatifi gösterdikten sonra yavaşça uzaklaştım kadının yanından, alışveriş merkezindeki kırtasiyeye uğrayıp akşamki ÖDEVİM! için karton ve yapıştırıcı almak üzere.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)