Hava güzel, keyfim yerinde, Nişantaşı'nda tur atmak paha biçilemez keyifti..
Ama benim niye halaa uykum var?
-3 lerden sonra alışamadı bünye güneşe sıcağa galiba..
Bİr genleşiyoruz sıcaktan, bir büzüşüyoruz soğuktan..
Hava bile tutarsız aynı ben...
İnsan her durumda bir başkasıdır. Arthur Rimbaud
Hürriyet
ev halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Şubat 2012 Pazar
28 Ocak 2012 Cumartesi
BENİ RAHAT BIRAK
Yapıştı yakama bırakmıyor bir türlü. Öyle seviyor ki benle olmayı, gece gündüz, her yerde yanımda.
Ben sıkıldım, yoruldum git artık diyorum nafile. Neler yapmadım ki kurtulmak için. Ama yok bir türlü kurtulamadım. Ne laftan anlıyor, ne sözden, ne gözden, ne itelenmekten, ne uzak tutmak için başvurulan bin türlü yoldan.
Ateşli oluyor bazen ilişkimiz, böyle durumlarda yoruluyorum ben. Bazı geceler sabaha kadar uyutmuyor. Bazı sabahlar yataktan kalkmama izin vermiyor. Yemek yedirmiyor, su içirtmiyor.
Bazen nefesimi kesiyor, soluksuz bırakıyor. Yataktan çıkasım gelmiyor.
Bazen gayet masum, sessiz duruyor yanımda. Eşlik ediyor hayatımda bana. Ama hissediyorum onun varlığını. Beni sessiz sedasız izliyor. Zayıf düşeceğim anı bekliyor.
Düştüğüm an yanımda bitiveriyor. Yine yapışıyor yakama. Karşı koyamıyorum, gücüm olmuyor.
Çünkü çok akıllı. Biliyor böyle durumlarda ona karşı koyamayacağımı, farkediyor zayıflığımı.
Her seferinde daha bir güçlü geliyor yanıma, elinde zaaflarım var. Kullanıyor sonuna kadar.
Elim kolum bağlı. Ne yapacağım ben seninle GRİP VİRÜSÜM?
Ben sıkıldım, yoruldum git artık diyorum nafile. Neler yapmadım ki kurtulmak için. Ama yok bir türlü kurtulamadım. Ne laftan anlıyor, ne sözden, ne gözden, ne itelenmekten, ne uzak tutmak için başvurulan bin türlü yoldan.
Ateşli oluyor bazen ilişkimiz, böyle durumlarda yoruluyorum ben. Bazı geceler sabaha kadar uyutmuyor. Bazı sabahlar yataktan kalkmama izin vermiyor. Yemek yedirmiyor, su içirtmiyor.
Bazen nefesimi kesiyor, soluksuz bırakıyor. Yataktan çıkasım gelmiyor.
Bazen gayet masum, sessiz duruyor yanımda. Eşlik ediyor hayatımda bana. Ama hissediyorum onun varlığını. Beni sessiz sedasız izliyor. Zayıf düşeceğim anı bekliyor.
Düştüğüm an yanımda bitiveriyor. Yine yapışıyor yakama. Karşı koyamıyorum, gücüm olmuyor.
Çünkü çok akıllı. Biliyor böyle durumlarda ona karşı koyamayacağımı, farkediyor zayıflığımı.
Her seferinde daha bir güçlü geliyor yanıma, elinde zaaflarım var. Kullanıyor sonuna kadar.
Elim kolum bağlı. Ne yapacağım ben seninle GRİP VİRÜSÜM?
11 Ocak 2012 Çarşamba
NANE LİMON KABUĞU
Hapşuuuuuuuuuuu!
Hapşuuuuuuuuuuuuu!
Hapşuuuuuuuuu!
Sabahtan beri arka arkaya yüzlerce kez hapşuuuuuuuu!
Saatte 140 km hızla hapşırıyormuşuz. Bu nedenle oluşan yüksek basınç hapşırık tutulduğunda tamiri imkansız zararlı sonuçlar bırakabilirmiş bünyede. Ya da öyle yüksek bir basınç oluşurmuş ki hapşırırken bayılmalar görülebilirmiş.
Bir hapşırık deyip geçiyoruz ama vücut kimyamızda neleri değiştiriyor. Bu yüzden koyverin gitsin.
Hapşuuuuuuuuuuuuuu!
Havalar dengesiz, bir sıcak, bir soğuk. Herşeyden önce mevsim normallerine geçemedik bir türlü.
Eminim benim gibi birçoğunuz grip, nezle, soğuk algınlığı vb türevleri ile uğraşıyorsunuz.
Battaniyemin altında, elimde kumanda, bilgisayarım yanımda sıcak sıcak yatıyorum evimde. Bazen hasta olmak bile keyifli gelebiliyor insana.
Ben hastayken çok ilgi görmekten ziyade, evimde yalnız kalmayı isteyenlerdenim. Yanımda birileri var ise ve bana bakmak için bile gelmiş olsa onlara kibarlık yapıcam diye rahat edemem bir türlü. Yatamam, kalkamam, yalnız bırakmamak için uyuyamam. Bunu bilenler ben hastayken kapıdan bir cee yapıp, çayımı çorbamı bırakıp, ateşime bakıp giderler. Onlar mutlu rahat, ben mutlu rahat.
Öyle bir anı yaşıyorum şimdi.
Balıkçıya balık siparişimi verdim akşam için, ben battaniyenin altında, şifalı çayım ocağın üstünde birlikte kaynıyoruz..
Benim gibi bu dertten muzdaripler için ;
Elma (kabuğu ile birlikte küçük parçalar halinde doğranmış)
Ayva ( kabuğu ile birlikte küçük parçalar halinde doğranmış)
Portakal(kabuğu ile birlikte küçük parçalar halinde doğranmış)
Limon ( küçük parçalar halinde doğranmış)
Bir tutam ıhlamur
Bir iki tane kuşburnu
Bir parça taze zencefil
Yarım çubuk tarçın
Biraz maydanoz
hepsini bir arada kocaman bir tencerede kaynatın. Suyunu balla tatlandırıp için, sonrasında ben o haşlanmış meyveleri ve limonu yemeğe bayılıyorum..:)
Öksürük için;
kuru dutu sıcak suyla demleyip içiyorum.
sonra dutlarını yiyiyorum :)
Kalın sağlıcakla..
Hapşuuuuuuuuuuuuu!
Hapşuuuuuuuuu!
Sabahtan beri arka arkaya yüzlerce kez hapşuuuuuuuu!
Saatte 140 km hızla hapşırıyormuşuz. Bu nedenle oluşan yüksek basınç hapşırık tutulduğunda tamiri imkansız zararlı sonuçlar bırakabilirmiş bünyede. Ya da öyle yüksek bir basınç oluşurmuş ki hapşırırken bayılmalar görülebilirmiş.
Bir hapşırık deyip geçiyoruz ama vücut kimyamızda neleri değiştiriyor. Bu yüzden koyverin gitsin.
Hapşuuuuuuuuuuuuuu!
Havalar dengesiz, bir sıcak, bir soğuk. Herşeyden önce mevsim normallerine geçemedik bir türlü.
Eminim benim gibi birçoğunuz grip, nezle, soğuk algınlığı vb türevleri ile uğraşıyorsunuz.
Battaniyemin altında, elimde kumanda, bilgisayarım yanımda sıcak sıcak yatıyorum evimde. Bazen hasta olmak bile keyifli gelebiliyor insana.
Ben hastayken çok ilgi görmekten ziyade, evimde yalnız kalmayı isteyenlerdenim. Yanımda birileri var ise ve bana bakmak için bile gelmiş olsa onlara kibarlık yapıcam diye rahat edemem bir türlü. Yatamam, kalkamam, yalnız bırakmamak için uyuyamam. Bunu bilenler ben hastayken kapıdan bir cee yapıp, çayımı çorbamı bırakıp, ateşime bakıp giderler. Onlar mutlu rahat, ben mutlu rahat.
Öyle bir anı yaşıyorum şimdi.
Balıkçıya balık siparişimi verdim akşam için, ben battaniyenin altında, şifalı çayım ocağın üstünde birlikte kaynıyoruz..
Benim gibi bu dertten muzdaripler için ;
Elma (kabuğu ile birlikte küçük parçalar halinde doğranmış)
Ayva ( kabuğu ile birlikte küçük parçalar halinde doğranmış)
Portakal(kabuğu ile birlikte küçük parçalar halinde doğranmış)
Limon ( küçük parçalar halinde doğranmış)
Bir tutam ıhlamur
Bir iki tane kuşburnu
Bir parça taze zencefil
Yarım çubuk tarçın
Biraz maydanoz
hepsini bir arada kocaman bir tencerede kaynatın. Suyunu balla tatlandırıp için, sonrasında ben o haşlanmış meyveleri ve limonu yemeğe bayılıyorum..:)
Öksürük için;
kuru dutu sıcak suyla demleyip içiyorum.
sonra dutlarını yiyiyorum :)
Kalın sağlıcakla..
9 Ocak 2012 Pazartesi
ILGAZ ANADOLUNUN SEN YÜCE BİR DAĞISIN
Bazen başka çalışır insanın kafası.
Görmediğini görür, duymadığını duyar olur. Gönül gözü mü açılır, gözünden perdesi mi kalkar ama birşeyler olur insana.
Günde yüz kere dokunduğu masaya dokunurken örneğin kafasında şimşekler çakar.
Hergün çorba karıştırır da, bir akşam nemlenir gözleri o çorbayı karşıtırırken.
Evin dağınıklığı cinnet noktasına getirirken hergün , bugün bir sevimli gelir gözüne.
Aynı yollardan geçerken birden kaldırımda bir taşın diğerlerinden farklı olduğunu keşfeder.
Suyun da tadı olduğunu hisseder, üşümekten keyif alır misal.
Bazen başka çalışır insanın kafası.
Daha mı bir insan olur acaba? İçi daha mı berrak olur.
Hani bam teline basılması gibi birşeydir bu. Sanki hayatın sırrını keşfetmiş gibi hissedersin.
Televizyonda Ilgaz Anadolu'nun sen yüce bir dağısınn diye şarkı söylerken Pepe, benim gibi duygulanır başka diyarlara gidersin.
Görmediğini görür, duymadığını duyar olur. Gönül gözü mü açılır, gözünden perdesi mi kalkar ama birşeyler olur insana.
Günde yüz kere dokunduğu masaya dokunurken örneğin kafasında şimşekler çakar.
Hergün çorba karıştırır da, bir akşam nemlenir gözleri o çorbayı karşıtırırken.
Evin dağınıklığı cinnet noktasına getirirken hergün , bugün bir sevimli gelir gözüne.
Aynı yollardan geçerken birden kaldırımda bir taşın diğerlerinden farklı olduğunu keşfeder.
Suyun da tadı olduğunu hisseder, üşümekten keyif alır misal.
Bazen başka çalışır insanın kafası.
Daha mı bir insan olur acaba? İçi daha mı berrak olur.
Hani bam teline basılması gibi birşeydir bu. Sanki hayatın sırrını keşfetmiş gibi hissedersin.
Televizyonda Ilgaz Anadolu'nun sen yüce bir dağısınn diye şarkı söylerken Pepe, benim gibi duygulanır başka diyarlara gidersin.
20 Aralık 2011 Salı
KÖR VE MUTSUZ
"Mutsuz insan kördür..Ne annesini ne babasını ne arkadaşlarını ne de etrafını görür " dedi.
Bizim kızlar bir tuhaf oldu, boylarından büyük laflar ediyorlar..
Korkuyorum :)
Bizim kızlar bir tuhaf oldu, boylarından büyük laflar ediyorlar..
Korkuyorum :)
21 Kasım 2011 Pazartesi
2-3-4-5
Ufaklığa yemek yedirme çabaları içerisindeyken, kendisinden dahiyane bir fikir geliyor
-Annee! Şimdi sana yemekle ilgili bir çözmece söyleyeceğim ( bilmece demek istiyor)
Bozbek : Eee söyle bakalım dinliyorum
-1 diyince bana yediriceksin yemeği, 2-3-4-5 diyince yedirmeyeceksin , anladın mı?
Bozbek : Evet hadi başlayalım
Ve küçük meleğim saymaya başlar : 2-3-4-5
Bu yeni nesil çoook akıllı..
-
-Annee! Şimdi sana yemekle ilgili bir çözmece söyleyeceğim ( bilmece demek istiyor)
Bozbek : Eee söyle bakalım dinliyorum
-1 diyince bana yediriceksin yemeği, 2-3-4-5 diyince yedirmeyeceksin , anladın mı?
Bozbek : Evet hadi başlayalım
Ve küçük meleğim saymaya başlar : 2-3-4-5
Bu yeni nesil çoook akıllı..
-
16 Kasım 2011 Çarşamba
ŞAKA MISIN SEN BANA HAYAT
Ben ki aylardır offlaya pofflaya evde oturuyorum. Geçici bir iş arıyorum, biraz çalışayım biraz yatmaya devam edeyim diye ve buluyorum sonunda.
İşin yapısı gereği bolca telefonla konuşmam gerekiyor, 3 haftanın sonunda da fena sayılmayacak bir para geceçek elime. Hayaller kuruyorum, hevesleniyorum, çocukların bakım işini organize ediyorum, bir heves, bir mutluluk, bir heyecan.
İşe gideceğim sabahtan bir önceki akşam neşe içinde sohbet ediyoruz ailecek ve hooop ben de yayın kesiliyor. Aaaa diyorum ama kendi sesimi bile zor duyuyorum. Zorluyorum, çığlık atmaya çalışıyorum tık yok.
Hemen ıhlamurlar kaynatılıyor, gargaralar yapılıyor ama yok olmuyor. Sesim geri gelmiyor.
Kendi konuştuğumu bile duyamıyorum şimdi. Şaka mısın sen bana hayat?
Offff Offf
İşin yapısı gereği bolca telefonla konuşmam gerekiyor, 3 haftanın sonunda da fena sayılmayacak bir para geceçek elime. Hayaller kuruyorum, hevesleniyorum, çocukların bakım işini organize ediyorum, bir heves, bir mutluluk, bir heyecan.
İşe gideceğim sabahtan bir önceki akşam neşe içinde sohbet ediyoruz ailecek ve hooop ben de yayın kesiliyor. Aaaa diyorum ama kendi sesimi bile zor duyuyorum. Zorluyorum, çığlık atmaya çalışıyorum tık yok.
Hemen ıhlamurlar kaynatılıyor, gargaralar yapılıyor ama yok olmuyor. Sesim geri gelmiyor.
Kendi konuştuğumu bile duyamıyorum şimdi. Şaka mısın sen bana hayat?
Offff Offf
13 Temmuz 2011 Çarşamba
BRE AVANAK
Eyyy bre gafil BOZBEK. Bre densiz, bre ahmak bre yurdum sisteminin hala tersten işlediğini akıl edemeyecek kadar avanak.
Bakırköy , Şirinevler'e yakın diye o İŞKUR'a bağlı olduğunu sanıp kontrol etmeden gidersen, tuzluk gibi kalırsın kapı önünde.
Meğer Bakırköy, Beyoğlu İŞKUR'a bağlıymış, o da Beyoğlu'nda değil Tophane'de imiş zaten..
Ayrıca herhangi bir İŞKUR'a gitsem de oluyormuş, boşuna dolanmışım avare gibi sokaklarda güneşin altında..
Bakırköy , Şirinevler'e yakın diye o İŞKUR'a bağlı olduğunu sanıp kontrol etmeden gidersen, tuzluk gibi kalırsın kapı önünde.
Meğer Bakırköy, Beyoğlu İŞKUR'a bağlıymış, o da Beyoğlu'nda değil Tophane'de imiş zaten..
Ayrıca herhangi bir İŞKUR'a gitsem de oluyormuş, boşuna dolanmışım avare gibi sokaklarda güneşin altında..
10 Temmuz 2011 Pazar
EV HAYATI-VOLUME 2 ( TELEVİZYONLAR)
Çalışırken en çok özldiğim de televizyon izlemekti. Elime kahvemi alıp uzun uzun bir sonraki günü düşünmeden tv izlemek fantazi gibiydi benim için.
Evde olunca malum, tv karşında duruyor ve yapacağın işlerin bir çoğu ertelenebilir olduğundan vakit bir hayli bol. Gerçi evde çoluk çocuk bağırtısından hayal ettiğim şekilde izlemem pek mümkün olmasa da yine de uzunca bir süre ( bana öyle geldi) yaptım bu tv izleme molalarını.
Kahvaltıdan sonra masayı olduğu gibi bıraktım hatta. Yayıldım tv karşısına, o program senin bu program benim dolandım durdum. Elimde ince belli, bardak bardak çay keyfi yaptım. ( Ben 20 li yaşlarıma kadar 1 bardaktan fazla içmezdim ama şimdi içmessem bardak bardak başım ağrıyor- gittikçe anneme benziyorum-yaşlanıyorum sanırım)
Tv izledin de ne oldu diye soranlar..Karar verdim ki bizim memleketin insanları çıldırmış..Kesen, biçen, doğrayan, evinden kaçan, yan komşuyla işi pişirip bu ahlaksızlığa kocasını bile ortak eden bir de televizyonda bunların ortalığa dökülüp saçılmasından hiç çekinmeyen..
Programlarda kendine koca arayan 20'lik kızlar..Hadi 50 üstünü bir nebze de olsa anlayabiliyorum ( anlamak için kendimi zorluyorum-yanlızlık zor iş hele ki yaşlıyken) ama o 20'lik tazelere aklım hiç ermiyor.
Yahu bunların ana babaları mı yok yoksa bizimkiler mi çok tutucu? Ben böyle birşey yapsaydım bizimkiler beni kapı önüne koyardı diye düşünüyorum..
Yemekteyiz de birbirinden çeşni insanlar.. Yahu bu insanlar gerçek mi? Üstüne gecelik geçirip şıklık yarışına girenler üstüne bir de o kadar hakaret işitip pişmiş kelle gibi sırıtmayı becerenler.
Dizilerde bir sürü ensest, tecavüz, taciz..
Ben iyi ki televizyon izlemiyormuşum dedirtti bana tüm bu gördüklerim. Kendime evin içinde oyalanacak yeni şeyler bulup derhal elimi ayağımı çektim bu tv işlerinden. Zira memleket çıldırmış, insanlar benim bıraktığım gibi değil...
Evde olunca malum, tv karşında duruyor ve yapacağın işlerin bir çoğu ertelenebilir olduğundan vakit bir hayli bol. Gerçi evde çoluk çocuk bağırtısından hayal ettiğim şekilde izlemem pek mümkün olmasa da yine de uzunca bir süre ( bana öyle geldi) yaptım bu tv izleme molalarını.
Kahvaltıdan sonra masayı olduğu gibi bıraktım hatta. Yayıldım tv karşısına, o program senin bu program benim dolandım durdum. Elimde ince belli, bardak bardak çay keyfi yaptım. ( Ben 20 li yaşlarıma kadar 1 bardaktan fazla içmezdim ama şimdi içmessem bardak bardak başım ağrıyor- gittikçe anneme benziyorum-yaşlanıyorum sanırım)
Tv izledin de ne oldu diye soranlar..Karar verdim ki bizim memleketin insanları çıldırmış..Kesen, biçen, doğrayan, evinden kaçan, yan komşuyla işi pişirip bu ahlaksızlığa kocasını bile ortak eden bir de televizyonda bunların ortalığa dökülüp saçılmasından hiç çekinmeyen..
Programlarda kendine koca arayan 20'lik kızlar..Hadi 50 üstünü bir nebze de olsa anlayabiliyorum ( anlamak için kendimi zorluyorum-yanlızlık zor iş hele ki yaşlıyken) ama o 20'lik tazelere aklım hiç ermiyor.
Yahu bunların ana babaları mı yok yoksa bizimkiler mi çok tutucu? Ben böyle birşey yapsaydım bizimkiler beni kapı önüne koyardı diye düşünüyorum..
Yemekteyiz de birbirinden çeşni insanlar.. Yahu bu insanlar gerçek mi? Üstüne gecelik geçirip şıklık yarışına girenler üstüne bir de o kadar hakaret işitip pişmiş kelle gibi sırıtmayı becerenler.
Dizilerde bir sürü ensest, tecavüz, taciz..
Ben iyi ki televizyon izlemiyormuşum dedirtti bana tüm bu gördüklerim. Kendime evin içinde oyalanacak yeni şeyler bulup derhal elimi ayağımı çektim bu tv işlerinden. Zira memleket çıldırmış, insanlar benim bıraktığım gibi değil...
6 Temmuz 2011 Çarşamba
EV HAYATI -VOLUME 1
Çalışan bir anne ve eş olmaktan yarı çalışan olmaya geçeli pek olmadı..
Bir sürü okuyamadığım kitabı satın aldım, filmlerle doldurdum evi. Okuyacağım seyredeceğim, yazacağım düşüncesiyle..
Ama genlerim mi baskın çıktı bilmiyorum anam gibi kendimi temizliğe verdim bir anda. Canım çıkarcasına temizledim temizledim. Temizledim ama bir türlü temiz gelmedi. ( Hala da gelmiyor). Tüller perdeler yıkandı, beğenmedim bir daha yıkadım, beğenmedim bir daha..En sonunda tansiyonum fırladı hayatımda ilk defa. 17-12 oldu, pes ettim.
Kızım bütün arkadaşlarını eve topladı, geçen onca senenin acısını çıkarırcasına. Evde partiler , davetler.. Anne evde ya..
Arkadaşlarım, komşularım bana bir rağbet bir rağbet.. Çaya kahveye çağıran, gelen giden. Hoşuma gitmedi değil doğrusu.
Ama hala bir düzen oturtmadı..Kitaplarımı okuyamadım, filmlerimi seyredemedim, istediğim el uğraşlarıma başlayamadım vs vs vs..
Bu hafta başlayacağım diye söz verdim, hadi hayırlısı
Sevgiyle
Bir sürü okuyamadığım kitabı satın aldım, filmlerle doldurdum evi. Okuyacağım seyredeceğim, yazacağım düşüncesiyle..
Ama genlerim mi baskın çıktı bilmiyorum anam gibi kendimi temizliğe verdim bir anda. Canım çıkarcasına temizledim temizledim. Temizledim ama bir türlü temiz gelmedi. ( Hala da gelmiyor). Tüller perdeler yıkandı, beğenmedim bir daha yıkadım, beğenmedim bir daha..En sonunda tansiyonum fırladı hayatımda ilk defa. 17-12 oldu, pes ettim.
Kızım bütün arkadaşlarını eve topladı, geçen onca senenin acısını çıkarırcasına. Evde partiler , davetler.. Anne evde ya..
Arkadaşlarım, komşularım bana bir rağbet bir rağbet.. Çaya kahveye çağıran, gelen giden. Hoşuma gitmedi değil doğrusu.
Ama hala bir düzen oturtmadı..Kitaplarımı okuyamadım, filmlerimi seyredemedim, istediğim el uğraşlarıma başlayamadım vs vs vs..
Bu hafta başlayacağım diye söz verdim, hadi hayırlısı
Sevgiyle
26 Ocak 2011 Çarşamba
BİZİM EVDEN MANZARALAR
Sahne 1.
Televizyonda hatırlayamadığım bir dizi var. Dizinin sevgilileri sarılıyor birbirlerine. Bizim küçük melek :
- Aneeeaa bak bu çocuk bu kızın aşkısıııı
- Öyle mi tatlım?
- Evvet anne. Nasıl babam senin aşkısın yaa o da onun aşkısı
- Peki söyle bakalım senin aşkın var mı balım
- ıhh yok.. Benim annem var....
(bu konuşmanın finalinde benim gözler dolu dolu)
--------------------------------------------------------------------
Sahne 2.
Ailece oturulmuş bir akşam yemeği sofrası. Büyük melek yemekten kaytarmaya çalışıyor.
İlk tabak bittikten sonra çaktırmadan çaktırmadan sofradan tüyme peşinde.
Bir boşluk buluyor ve sıvışıyor. Ben arkasından sesleniyorum
- Nazzz, kızım zeytinyağlı yeseydin bir parça
Alkışlar ve oynamalar eşiliğinde Naz hanım kızımız odaya geliyor bir türkü söyleyerekten
- Zeytinyağğğğlı yiyemem ammannnn, basma da fistan giyemem ammann!!
Olay bizim kahkahalarımız ve onun yemekten kaytarma çabalarının başarılı olması ile son buluyor...
Televizyonda hatırlayamadığım bir dizi var. Dizinin sevgilileri sarılıyor birbirlerine. Bizim küçük melek :
- Aneeeaa bak bu çocuk bu kızın aşkısıııı
- Öyle mi tatlım?
- Evvet anne. Nasıl babam senin aşkısın yaa o da onun aşkısı
- Peki söyle bakalım senin aşkın var mı balım
- ıhh yok.. Benim annem var....
(bu konuşmanın finalinde benim gözler dolu dolu)
--------------------------------------------------------------------
Sahne 2.
Ailece oturulmuş bir akşam yemeği sofrası. Büyük melek yemekten kaytarmaya çalışıyor.
İlk tabak bittikten sonra çaktırmadan çaktırmadan sofradan tüyme peşinde.
Bir boşluk buluyor ve sıvışıyor. Ben arkasından sesleniyorum
- Nazzz, kızım zeytinyağlı yeseydin bir parça
Alkışlar ve oynamalar eşiliğinde Naz hanım kızımız odaya geliyor bir türkü söyleyerekten
- Zeytinyağğğğlı yiyemem ammannnn, basma da fistan giyemem ammann!!
Olay bizim kahkahalarımız ve onun yemekten kaytarma çabalarının başarılı olması ile son buluyor...
19 Aralık 2010 Pazar
PAZAR İNCİSİ
Bizim ufak melek ....3 yaşında... Bazen inanması güç cümleler kuruyor ve bizi çok şaşırtıyor. Bunu da nerden duydu, hadi duydu aklında nasıl tuttu da şimdi pat diye söylüyor diye sorup duruyoruz birbirimize.
Evimizin küçük filozofu o.
Sabah durdu, yüzümüze baktı ve " Biliyormusunuz, görmek inanmak demek değildir." dedi.
Biz öyyle kaldık...
Görmek inanmak mıdır değil midir? Siz karar verin. Bizim ufaklık kararını vermişe benziyor:)
Evimizin küçük filozofu o.
Sabah durdu, yüzümüze baktı ve " Biliyormusunuz, görmek inanmak demek değildir." dedi.
Biz öyyle kaldık...
Görmek inanmak mıdır değil midir? Siz karar verin. Bizim ufaklık kararını vermişe benziyor:)
6 Aralık 2010 Pazartesi
KAHVE, GECE VE PENCERELER
Sessiz ve derinden bittiğini hissettirmeden bir haftasonu daha geçti. Ben her sabah işe gitmeden önce ailesiyle birlikte kahvaltı yapabilen nadir şanslılardanım ama yine de kahvaltı keyfinin dakikalar ile sınırlı olması sinir bozucu olabiliyor bazen. O yüzden seviyorum haftasonu dakikalar ile sınırlı olmayan telaşsız ve sıcak kahvaltıları, rahat rahat içilen o demli çayları.
Cumartesi günü kahvaltı sonrası Pınar Kido Çocuk Tiyatrosuna gittik kızlarlar birlikte. Sevdiğim bir arkadaşım ve çocukları da bize katılınca oldukça keyifli oldu. Her Cumartesi- Pazar günü Mecidiyeköy Profilo Alışveriş Merkezi'nde " Nasreddin, İnadın Sonu" adlı oyun saat 11.15'te çocuklara ücretsiz olarak sergileniyor.
Güneşin ve sıcağın son nimetlerinden faydalanalım, çocukların kemikleri güneşe doysun diye dışarda dolandık gezindik uzunca bir süre tiyatro bitimi. İyi de geldi. Benim sergi gezme sevdam haftaya kaldı ama olsun değdi açıkçası.
Cumartesi gecesi bir alışveriş merkezinin en üst katında kahve içip etrafı seyrederken ne kadar taş üstüne taş bir şehirde yaşadığımızın bir kez daha farkına vardım. Milyonlarca küçük pencere ve karanlığı birbirlerinden farklı aydınlatışları. 20-30 katlı binalar, hepsinin tepesinde uçaklar çarpmasın diye yanıp sönen ışıklar. Binlerce araba, on milyonlarca insan. Hepsinin farklı bir hikayesi ,hepsinin hayattan farklı bir isteği var."Ne tuhaf dimi?" dedim aslankrala. "Şu her birinden farklı bir ışık süzülen pencerelerin içinde kimbilir ne ayrı hayatlar gizli" Mesela şu sarı ışıklı ev.. Kimbilir neyi kutluyorlar bu gece? Hemen çaprazındaki florasan ışığını karanlığa katan pencere". Belki de bir cenaze var evlerinde.. Bir diğerindeki kadın kimbilir ne için ağlıyor, ötekinde genç adam nişanlısına evlenme teklif ediyor bir kadeh şarap eşliğinde...
Ve biz.. Burda bu konuşmayı yaparken belki de dünyanın bir yerinde insanların hayatları geri dönülemez bir biçimde değişiyor. Belki bir sel alıp götürüyor evleri, açlıktan ölüyor bir çocuk, hayallerindeki arabaya kavuşuyor nihayet yaşlı bir adam, el ele parkta yürüyüş yapıyor birbirlerine deli gibi aşık bir çift.
Her yerde hayat bir şekilde devam ediyor, birbirinin aynı ve birbirinden bağımsız."
Evimize dönerken kitapçının camında Elif Şafak'ın yeni kitabı ilişti gözüme. " Firarperest" Aklım, duygularım o kadar firardaydıki kahve, gece ve pencereler yüzünden hemen aldım kitabı.
Eve gittiğimizde kızlar uyumamış beni bekliyorlardı. Her akşamki uyuma ritüelleri gerçekleştirildikten sonra kitabımla birlikte yatağımda aldım soluğu...
Köşe yazılarını kitap haline getirmiş Elif Şafak. Kendi iç dünyasına hergün yaptığı yolculuklarının bir araya toplamış ve paylaşmış bizlerle. Herkesin kendi içsesinden birşeyler bulabileceği bir kitap.
Okurken uyumuşum.. Rüyamda Elif Şafak'la pencereler üzerine derin bir sohbete dalmıştık...
Soğuk ve yağmurlu bir pazar sabahıydı uyandığım ve bu günü güzelleştirmek için bir sürü planım vardı ...
17 Şubat 2010 Çarşamba
MELEKLERİN DUASI

Vakitlerden bir akşam vakti, meleklerim yatmaya hazırlanıyorlar. Abla melek ben dua edicem dedi. Yarım yamalak bildiğince dualarını okudu sonra da ne isteyeyim şimdi Allah'tan diye bir telaş içerisine girdi. Sanki ağzından çıkacak ve hemen olacak öyle bir telaş görmelisiniz.
Ben başladım saymaya de ki ; " Allahım bize sağlık sıhat ver, huzurumuzu bozma, darda zorda olanlara yardım et, anneme babama hayırlı kazanç ver, bana zihin açıklığı ver... "saydıkça saydım..
Abla meleğin yüzü bir değişti, bir buruştu, aklı karıştı "Ben hepsini nasıl söylicem şimdi ?" dedi.
Sonra da " Allahım annemin bütün istediklerini ver. Amin " dedi. Döndü arkasını yattı.
Çocukların pratikliği ve samimiyeti hangimizde var? Hayranım hepsine!
7 Ocak 2010 Perşembe
SATIN ALMACI ABLA
Canım burnumda, tüm günün yorgunluğu üstüme yapışmış bir halde merdivenlerden ağır aksak çıkarken bir sonraki gün bir iş görüşmesi yapcağını söyleyince bizim aslankral tüm iyi niyetimle, “güzel bir kıyafet seçelim o halde birlikte” deyiverdim bende.
Hiç lafı sektirmeden cevapladı bizim aslankral “aaa evet ya satın almada ki hatun çok kokoşmuş zaten. Daha da dikkatli olmak lazım giyim konusunda.”
“Neyyyyyyy” diye bir ses çıkartıversim geldi Haneler’deki Yaban gibi ama 5 kere yutkundum. Burnumdan kıl aldırmam böyle durumlarda.
Sabah kıyafeti seçtik, kokular süründük, giyindik çıktık.
Akşam diyaloğu
-Bugün yaptığım görüşmeyi hiç sormuyorsun?
*Aaa evet doğru ya nasıl geçti? (İç sesim: Sorar mıyım be dün mıhladın beni merdivenlerde)
-Valla birsürü bıyıklı adamın yanından geçtim , bir baktım karşıda bir hatun. Ama bozbek firmanın imajı ile çok alakasız kadın
*Nesi varmış kadının ?( İç Sesim : Ha ha ha yanlış istihbarat almış şaşkın aslankral, kokoş süslü birşey bekliyordu pala bıyıklı teyze çıktı karşısına ohhh canıma değsin!)
- Bir görsen hatunu hani şu Las Vegas dizisinde bir kız vardı ya dudaklarını şişirtmişti .
* Şu Victoria Secret defilelerine çıkan mı? ( İç Sesim : Aman allahım yanlış değil istihbaratı az almış adam resmen. )
-Ya yok be aşkım o değil hani güzel olan
*Ne bileyim ben ya allah allahh, kadınların güzelliğine mi bakıyorum dizi izlerken( İç Sesim : Adam daha da güzelinden bahsediyor. Ayrıca üstü kapalı laf sokuşturmaya çalıştım anladın mı acaba çok merak ediyorum?)
- Kadın sarışın, şişirmiş dudakları, full makyaj, uzun boylu, poslu. Söylediğine göre firmanın modern yüzünü temsil ediyormuş,
*Yaaaa, eee sonuç? alabildin mi bari işi. (Soy ağacını çıkarsaydın bari. Kadın satın almacı mı, firmanın mankeni mi anlamadım ya neyse.)
- Numune götüreceğiz önümüzdeki hafta. O zaman belli olacak
* Hadi aşkım umarım olur, dua edicem senin için.( İç sesim : Neyyyyyyyy, bir hafta sonra bir görüşme daha mı? Bekle dua ederim, git başka yerden iş al , ne işin var elin victoria secret mankeni görünümlü satın almacısıyla)
- Sustun bozbek, bişey mi oldu?
* Eeee aşkım ya, senin de çenen düştü akşam akşam. Sus azcık şu diziyi izlicem
- Aman be! Senin de sağın soğun belli olmuyor yine bişeye bozuldun ama çıkar kokusu yakında !??
Hiç lafı sektirmeden cevapladı bizim aslankral “aaa evet ya satın almada ki hatun çok kokoşmuş zaten. Daha da dikkatli olmak lazım giyim konusunda.”
“Neyyyyyyy” diye bir ses çıkartıversim geldi Haneler’deki Yaban gibi ama 5 kere yutkundum. Burnumdan kıl aldırmam böyle durumlarda.
Sabah kıyafeti seçtik, kokular süründük, giyindik çıktık.
Akşam diyaloğu
-Bugün yaptığım görüşmeyi hiç sormuyorsun?
*Aaa evet doğru ya nasıl geçti? (İç sesim: Sorar mıyım be dün mıhladın beni merdivenlerde)
-Valla birsürü bıyıklı adamın yanından geçtim , bir baktım karşıda bir hatun. Ama bozbek firmanın imajı ile çok alakasız kadın
*Nesi varmış kadının ?( İç Sesim : Ha ha ha yanlış istihbarat almış şaşkın aslankral, kokoş süslü birşey bekliyordu pala bıyıklı teyze çıktı karşısına ohhh canıma değsin!)
- Bir görsen hatunu hani şu Las Vegas dizisinde bir kız vardı ya dudaklarını şişirtmişti .
* Şu Victoria Secret defilelerine çıkan mı? ( İç Sesim : Aman allahım yanlış değil istihbaratı az almış adam resmen. )
-Ya yok be aşkım o değil hani güzel olan
*Ne bileyim ben ya allah allahh, kadınların güzelliğine mi bakıyorum dizi izlerken( İç Sesim : Adam daha da güzelinden bahsediyor. Ayrıca üstü kapalı laf sokuşturmaya çalıştım anladın mı acaba çok merak ediyorum?)
- Kadın sarışın, şişirmiş dudakları, full makyaj, uzun boylu, poslu. Söylediğine göre firmanın modern yüzünü temsil ediyormuş,
*Yaaaa, eee sonuç? alabildin mi bari işi. (Soy ağacını çıkarsaydın bari. Kadın satın almacı mı, firmanın mankeni mi anlamadım ya neyse.)
- Numune götüreceğiz önümüzdeki hafta. O zaman belli olacak
* Hadi aşkım umarım olur, dua edicem senin için.( İç sesim : Neyyyyyyyy, bir hafta sonra bir görüşme daha mı? Bekle dua ederim, git başka yerden iş al , ne işin var elin victoria secret mankeni görünümlü satın almacısıyla)
- Sustun bozbek, bişey mi oldu?
* Eeee aşkım ya, senin de çenen düştü akşam akşam. Sus azcık şu diziyi izlicem
- Aman be! Senin de sağın soğun belli olmuyor yine bişeye bozuldun ama çıkar kokusu yakında !??
30 Aralık 2009 Çarşamba
GİT GÜNEŞ GİT
Sabahtan beri bir aksiliktir gidiyor.
Sabah çalan saati yaklaşık 5 kere erteledikten sonra, sürünerek yataktan bir kalkış gerçekleştirdim ve banyonun yolunu tuttum. Suyu açtım elim haşlandı, elimi sudan kaçırayım derken diş fırçalarının olduğu bardağa çarptım hepsi yere saçıldı, onları toplamak için eğildim kalkarken kafamı vurdum. Uyandığımda planım mışıl mışıl uyuyan ufaklığı uyandırmamak için sessiz hareket etmekti ama sayemde değil bebiş, bütün apartman ayağa kalktı.
Koştur koştur hazırlandıktan sonra, bir okula gidecek afacanı kaldırmaya çocuk odasına, bir işe gidecek olan bezgin tekir kocamı kaldırmaya yatak odasına koştum.Karşılıklı 4 ring seferi sonunda amacıma nail olup diğer işleri halletmeye koyuldum. Bu arada 2 kere dirseğimi, 3 kere dizimi çarptım evin muhtelif yerlerine. Kahvaltı hazırlar iken kahvaltı bıçağı ile elimi kestim.
Apar topar evden çıktık, çocuk okula biz işe yola koyulduk. Arabadan indim , karşıdan karşıya geçerken eziliyordum. Metroya bindim , allahım şükürler olsun şansım yaver gitti yer buldum diye sevinirken o koltuğun niye boş olduğunu koltuğa oturduğumda gelen kokulardan anladım. Be insan evlatları içinizden biri oturmadan uyarır dimi??
Sağ sağlim işe geldim diye sevinirken giriş kartımı evde unuttuğumun farkına vardım. Ehliyetimi vermek için ehliyetimi ararken onu da bulamadım. Güvenlikte ki yakışıklı amca halime acıdı ve beni ofisime doğru yolladı.
Şimdi de sabahtan beri boydan boya penceremden güneş bana bütün ışınlarını gönderiyor. Kış ayında güneş bile bugün benim için fazla mesai yapıyor imdatt! Işınlar gözlerimi açtı, beynimdeki kılcal damarlara ulaştı.
Git güneş git, sen rahat bırak bari bugün beni..
Sabah çalan saati yaklaşık 5 kere erteledikten sonra, sürünerek yataktan bir kalkış gerçekleştirdim ve banyonun yolunu tuttum. Suyu açtım elim haşlandı, elimi sudan kaçırayım derken diş fırçalarının olduğu bardağa çarptım hepsi yere saçıldı, onları toplamak için eğildim kalkarken kafamı vurdum. Uyandığımda planım mışıl mışıl uyuyan ufaklığı uyandırmamak için sessiz hareket etmekti ama sayemde değil bebiş, bütün apartman ayağa kalktı.
Koştur koştur hazırlandıktan sonra, bir okula gidecek afacanı kaldırmaya çocuk odasına, bir işe gidecek olan bezgin tekir kocamı kaldırmaya yatak odasına koştum.Karşılıklı 4 ring seferi sonunda amacıma nail olup diğer işleri halletmeye koyuldum. Bu arada 2 kere dirseğimi, 3 kere dizimi çarptım evin muhtelif yerlerine. Kahvaltı hazırlar iken kahvaltı bıçağı ile elimi kestim.
Apar topar evden çıktık, çocuk okula biz işe yola koyulduk. Arabadan indim , karşıdan karşıya geçerken eziliyordum. Metroya bindim , allahım şükürler olsun şansım yaver gitti yer buldum diye sevinirken o koltuğun niye boş olduğunu koltuğa oturduğumda gelen kokulardan anladım. Be insan evlatları içinizden biri oturmadan uyarır dimi??
Sağ sağlim işe geldim diye sevinirken giriş kartımı evde unuttuğumun farkına vardım. Ehliyetimi vermek için ehliyetimi ararken onu da bulamadım. Güvenlikte ki yakışıklı amca halime acıdı ve beni ofisime doğru yolladı.
Şimdi de sabahtan beri boydan boya penceremden güneş bana bütün ışınlarını gönderiyor. Kış ayında güneş bile bugün benim için fazla mesai yapıyor imdatt! Işınlar gözlerimi açtı, beynimdeki kılcal damarlara ulaştı.
Git güneş git, sen rahat bırak bari bugün beni..
28 Aralık 2009 Pazartesi
SU KOVASI ve CİNNET EŞİĞİ
Yeşil bir su kovasının bir cinnet sebebi olcağı kimin aklına gelir ki?
Duşa kabinin içinde öyle kendi kendine duran, sakin sessiz yeşil bir kova.
Her sabah duş alınırken aslankral tarafından duşa kabinin dışına çıkartılıyor ve orada bırakılıyor. Her akşam benim tarafımdan yerine koyuluyor. Bu sinir harbi uzunca bir süre devam ettikten sonra , cinnet geçiren ben ve aslankral arasında şöyle bir diyalog gerçekleşir
BOZBEK :Ya hayatım şunu dışarı çıkarmayı bilen o güzel ellerin, tekrar yerine koymayı ne zaman öğrenecek? ( En nezaketli ve şevkatli ses tonumla)
ASLANKRAL: Aaaaa sen de ya! Hiç pratik değilsin. Nasılsa sabah yine çıkarıcam. Niye 2 iş yapayım dursun orda öyle... (Hem suçlu, hem güçlü bir de bana pratik olma dersi veriyor. Bozbek'in kafasındaki yaylardan biri atıyor )
BOZBEK : Bak benim aklıma daha pratik birşey geldi o zaman. Nasılsa her sabah evden çıkıp işe gidiyorsun sen. Pratik olsun eve hiç girme olmaz mı?!
Duşa kabinin içinde öyle kendi kendine duran, sakin sessiz yeşil bir kova.
Her sabah duş alınırken aslankral tarafından duşa kabinin dışına çıkartılıyor ve orada bırakılıyor. Her akşam benim tarafımdan yerine koyuluyor. Bu sinir harbi uzunca bir süre devam ettikten sonra , cinnet geçiren ben ve aslankral arasında şöyle bir diyalog gerçekleşir
BOZBEK :Ya hayatım şunu dışarı çıkarmayı bilen o güzel ellerin, tekrar yerine koymayı ne zaman öğrenecek? ( En nezaketli ve şevkatli ses tonumla)
ASLANKRAL: Aaaaa sen de ya! Hiç pratik değilsin. Nasılsa sabah yine çıkarıcam. Niye 2 iş yapayım dursun orda öyle... (Hem suçlu, hem güçlü bir de bana pratik olma dersi veriyor. Bozbek'in kafasındaki yaylardan biri atıyor )
BOZBEK : Bak benim aklıma daha pratik birşey geldi o zaman. Nasılsa her sabah evden çıkıp işe gidiyorsun sen. Pratik olsun eve hiç girme olmaz mı?!
3 Aralık 2009 Perşembe
PERFORMANS PERFORMANS DEDİKLERİ

İlkokul 2. sınıfa giden kızımın proje ödevini yapmaya oturduk dün akşam her akşam olduğu gibi. Ben çocukluk yıllarımda bile bu kadar çok karton kesip yapıştırmamıştım. Dünkü konumuz MESLEKLER. Mesleklerin resimlerinin bulunduğu bir albüm hazırlamaktı görevimiz. Kitapta gazete ve dergilerden bulduğunuz resimler ile yapın diyor ama her normal evde 1 bilemedin 2 günlük gazete ve belki 1 dergi bulunur. Onlarda da bu resimler bulunur mu o ayrı bir uzmanlık alanı. Akşam 19.00da işten gelip de böyle bir ödevle karşılaşmak da ilginç bir deneyim . Ama serde geçen senenin tecrübesi var. Önceden ders kitapları karıştırılıp verilmesi muhtemel ödevler tahmin edilip konu ile ilgili resimler tarafımdan önceden tedarik ediliyor.
Yeni eğitim sistemi bir ilginç. Çocukla ailenin birlikte çalışmasını teşvik edecek birşeyler yaptırmayı hedeflemişler ama yine herzaman olduğu yüzlerine gözlerine bulaştırmışlar.
Performans ödevleri, proje ödevleri, aile ile birlikte öğrenelim ödevleri derken ev bir atölye. Bizler perişan, heryer uhu. Öğrenmeyelim aile ile , çocuk öğreniversin. Aile zaten biliyor. Ya da öğrenelim ama çocuk yapsın tüm bu ödevleri ben niye yapıyorum. Yapma dediğinizi duyar gibiyim ama na-mümkün. Çünkü öğretmenimiz her ödevi jilet gibi istiyor, anne elinden çıkmış gibi. Çocuk hatası barındırmayan proje ödevleri görmek istiyor. Durum böyle olunca da iş başa düşüyor kes-biç-yapıştır.
Birkaç kez kızıma yaptırıp gönderdim ama ara karneniz zayıf gelecek diye tehtit etti beni öğretmenimiz. Ba! ba! ba! karneyi bana verdiğini de itiraf etti sanki. Ama ben yine de azimliyim. Yarısını ben yapıyor isem yarısını da benim zillimaşa kızıma yaptırıyorum. Hem o öğreniyor, hem benim sıtkım daha az sıyrılmış oluyor.
Geçenlerde işten erken tüyüp bir alışveriş merkezinde gezintiye çıktım. Maksadım kendime ayıracak bir kaç saatlik bir zaman yaratmaktı. Bayram öncesi önce bindirilmiş sonra da indirilerek olağan fiyatına getirilmiş ve yüzde 70 indirim diye bize kakalanmaya çalışılan etiketlere bakar iken yanımda bir hatunun telefonla konuşmasına istemeen kulak misafiri oldum.
- Hımm , öğretmenin ne dedi bu işe?
- Gerekli malzemeleri aldın mı peki? Anlıyorum gelince konuşuruz ama ben yapmam kendin yapacaksın bu sefer..
Telefonu kapattı söylenmeye başladı.
-Performansına da...Projesine de...
Duyunca atladım bende hemen lapin gibi.
-Offff ,offf. Sormayın herkes aynı dertten muzdarip hanımefendi. Koskoca bir cumartesimi verdim ben o proje ödevlerinden bir tanesine.
Kadıncağız dert yanacak birini ararmış ki hemen içindeki sıkıntıyı kusuverdi beni şok eden sözleri ile:
- Performansına koyayım!! Proje ödevine de! Yapmayacağım kardeşim! Ben çalışan bir kadınım bütün gecemi kartonlar ile koklaşarak geçirmek istemiyorum. Yok planlarım arasında bu gece uhu ile teşvik-i mesai. Çocukların yapabileceği ödevler versinler ben alıcam sanki okuldan o diplomayı.
Ben tek kelime etmeden kadını dinliyorum ; " Şükür yarabbim benden beterleri varmış , kadın kayışı koparmış" diye düşünüyorum.
Eğitim sistemimizin çarpıklığı bir çalışan anneyi daha çarkında eritmiş diye hayıflanır iken kadın birden normale döndü;
- "Çok pardon size birşey danışacağım" diye tekrar başladı söze sanki benimle yeni konuşmaya başlıyormuş gibi.
- Şu üzerimdeki elbisenin üzerine bir hırka arıyorum. Sizce ne renk uygun olur?
Elbiseye uyabilecek bir iki alternatifi gösterdikten sonra yavaşça uzaklaştım kadının yanından, alışveriş merkezindeki kırtasiyeye uğrayıp akşamki ÖDEVİM! için karton ve yapıştırıcı almak üzere.
27 Ekim 2009 Salı
BİR GÜNÜN ENVANTERİ
Çocuk uyuturken kafasında şimşekler çakar mı insanın? Çakar.. Bir anda beyninde bir ampul aydınlanır mı? Aydınlanır... Aklını kaybetme ya da depresyona girme eşiğinde olduğunu farkeder mi? Farkeder... İçindeki uyuyan canavarın uyandığını hisseder mi? Hisseder...
Uzun çocuk uyutma uğraşlarından sonra, hele bir de o gün tatil günü ise ama o günü, temizlik, çamaşır, birinin dersi, öbürünün faaliyeti, yemek vs gibi şeylerle geçirmiş ve kendine on dakika bile ayıramamışsa insan , insanlıktan çıkmak üzere olduğunu keskin bir şekilde hisseder.
Bir günün envanterini yapar kendince . Gün 24 saat. 10 saati işte, 8 saati uykuda,3 saati yolda, 1 saati akşam yemeği hazırlayıp yemekle, 1 saati ödev kontrolle, diğer 1 saati bebek melekle ilgilenmekle geçiyor diye düşünür bir bakar ki 24 saat bitmiş. Ama daha hesaplamadığı birsürü şey de yaptığını varsayarsak garip bir boşlukta bulur kendini insan ve kafasındaki ampuller tek tek yanmaya başlar. GEri kalanlarını hangi vakitte yapıyorum, acaba yapmıyorum da bana yapıyor muyum gibi geliyor, gün 24 saat değil mi gibi saçma sapan geyik düşüncelerin yanında , ben kendime hiç vakit ayıramıyoruma doğru uzanan kendi kendine acıma yolculuğunun sonunda bir delirium vakası.
Hangi psikolog çare bulur, kim düzeltir, saatleri mi uzatırlar, hayatı mı kısaltırlar bilmiyorum ama 24 saat yetmiyor onu çok iyi biliyorum..
Uzun çocuk uyutma uğraşlarından sonra, hele bir de o gün tatil günü ise ama o günü, temizlik, çamaşır, birinin dersi, öbürünün faaliyeti, yemek vs gibi şeylerle geçirmiş ve kendine on dakika bile ayıramamışsa insan , insanlıktan çıkmak üzere olduğunu keskin bir şekilde hisseder.
Bir günün envanterini yapar kendince . Gün 24 saat. 10 saati işte, 8 saati uykuda,3 saati yolda, 1 saati akşam yemeği hazırlayıp yemekle, 1 saati ödev kontrolle, diğer 1 saati bebek melekle ilgilenmekle geçiyor diye düşünür bir bakar ki 24 saat bitmiş. Ama daha hesaplamadığı birsürü şey de yaptığını varsayarsak garip bir boşlukta bulur kendini insan ve kafasındaki ampuller tek tek yanmaya başlar. GEri kalanlarını hangi vakitte yapıyorum, acaba yapmıyorum da bana yapıyor muyum gibi geliyor, gün 24 saat değil mi gibi saçma sapan geyik düşüncelerin yanında , ben kendime hiç vakit ayıramıyoruma doğru uzanan kendi kendine acıma yolculuğunun sonunda bir delirium vakası.
Hangi psikolog çare bulur, kim düzeltir, saatleri mi uzatırlar, hayatı mı kısaltırlar bilmiyorum ama 24 saat yetmiyor onu çok iyi biliyorum..
18 Eylül 2009 Cuma
SABIR TAŞI

Türk Dil Kurumu'na çağrıda bulunuyorum. Annelik kelimesinin anlamına sabırtaşını da eklesinler. Hatta bu 2 kelime eşanlamlı kelimeler listesinde yer alsın bunda sonra. Çalışan ve çocuklarına annesi tarafından bakılan bir anne olarak olayın vehametinin farkında değilmişim meğer.
Evde iki adet canavar, iki adet saatli bomba varmış da ben anlamamışım. Canım anneciğimi akşamları eve geldiğimde pestili çıkmış vaziyette bulmamın elzem bir nedeni varmış anlaşılan.
Bu çocuklar bu enerjiyi nerden buluyor? Biz de çocukken böylemiydik? Öyle yaratıcılar ki anlatamam ..Koltuğun arka yastıkları kaydırak, çamaşır leğeni kaydırağın önündeki havuz oluveriyor bir anda. Çiçeklere su fısfısladığım alet duşa dönüşüyor hemen. Yerdeki kilim üstüne biri oturupta ucundan çekilmeye başlandığında alın size uçan halı. Müzik çalmak için oyuncağa ne gerek var.Bir tahta , bir metal ve bir plastik yemek kaşığı ile dünya müziklerini icraa etmeye başlıyorlar hemen. Legolar boşuboşuna alınmış, mandalları ucuca ekleyip değişik şeyler yapmak varken lego ile kim oynar. Masanın altı çadır, önü bahçe, süs çiçekleri bahçedeki sebzeler.
Ben çocuklar ninni ile uyur diye bilirdim benimkiler İzmir Marşı ile uyuyor.
İzlerken bir yandan gülüyorum, hoşuma gidiyor ama bazen de "imdatttt " derken yakalıyorum kendimi.
Acaba ben işte daha mı az yoruluyorum ????
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
