Kadınlar günümüz kutlu olsun demek isterdim ama söyleyemem kusura bakma.
Hiç birşey olmamış gibi , kadınlar günümüz kutlu ve mutlu olsun yazamam.
Tam da şu anda , daha ufacık bir kız çocuğunun evlenme kararı verilmişken.
Okula gitmeye hazırlanmak yerine, evin temizliğine başlamış bir kız çocuğunu düşündükçe.
Dün akşam yan duvardan gelen bir kadının çığlıkları kulaklarımda yankılandıkça.
Çocuklarını baktıracak sağlıklı güvenli ve ucuz bir yer bulamadığı için mesleğinden vazgeçmek zorunda kalan ya da hiç çalışmaya bile başlayamayan kadınların varlığını bildikçe.
Eski kocası tarafından tüm yaşam hakkı elinden alınan kadınları okudukça, gördükçe.
Tecavüzcüsüyle evlendirilenleri, kuyruk sallamasaydın olmazdı ithamlarına maruz kalanları, işyerinde sokakta tacize uğrayanları, her hareketi bir cinsel mesajmış gibi algılanan kadınları, evlenilecek kadın eğlenilecek kadın laflarını duydukça.
Sürekli kadın olduğumu, faklı olduğumu, memem olduğunu, vücudumun biçimli ve erkekleri her istediğimi yaptıracak kadar baştan çıkarıcı olabileceğimi günde 100 öğün kafama sokmaya çalışan reklamları izledikçe. O reklamlara alkış tutan kadınların var olduğunu bildikçe!
Eleman alımlarında kadın olduğum için günün birinde anne olabileceğim için dezavantaj yaşanacağımı bildikçe.
İşyerinde edepli, mutfakta aşçı, annlerine şevkatli, kocasına yatakta cilveli olmak zorundasın, kocanızı elinizde tutmanızın 100 yolu adlı makaleleri okudukça.
Tüm bunları, aklıma gelip de yazmaya erindiğim utandığım diğer bir çok şeyi düşündükçe;
" Bu gün kadınlar günü kutlu olsun, mutlu olun" demeyeceğim. Diyemeyeceğim!
8 Martta bunları unutup ya da tam tersi daha çok hatırlayanlardan fakat 9 Mart olduğunda bir düğmeye basılmış gibi eski haline dönenlerden olamayacağım.
Yazmıştım, yine yazacağım..
Önce insan olduğumuzu hatırlayalım, geriye kalan herşeyi unutsak da olur.
Var mı insanlar günü, insanlık günü, söyle bana.
Hadi onu kutlayalım..
Hatırlayanımız varsa hala!
İnsan her durumda bir başkasıdır. Arthur Rimbaud
Hürriyet
kadınca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadınca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Mart 2012 Perşembe
23 Ocak 2012 Pazartesi
KADINLAR VE TATLILAR
Kadınlar ve tatlılar..
İki kadim dost, iki yaren, iki kötü gün arkadaşı, birbirlerinin esin kaynağı, ilhamı..
Kadınlar mutluyken tatlıyla kutlar bu mutluluğu...
Üzgünken gözyaşlarını bir parça çikolataya akıtır..
En sinirli günlerinde , en sessiz ve en sakin dostudur bir kase çikolatalı puding.
Komşu kahveye çağırılır tatlısız olmaz.
Çayı şekersiz içer ama tatlıdan vazgeçmez.
İlk yemek deneyimleri tatlıyla edinilir.
Diyet yasakları tatlıyla delinir..
Light kola içer, yarım iskender yer ama künefeyi son lokmasına kadar bitirir .
Sevgilisine kek yapar kadın, çocuklarına şekilli pasta, ağlayan dostuna browni.
Sıcak yaz günlerinde dondurmasız duramaz,
Kışın bol şekerli bir sahlep olmassa olmaz.
Meyve salatasına krem şanti atarken yarısını mideye indirir, çiğ kek hamurunu bile tatlıdan sayar
Dolaptaki nutella kavanozuna habire aklı kayar.
Gizemli bir ilişki vardır yüzyıllardır kadınlar ve tatlılar arasında.
Çözmeye akıl yetmez
Kadının tatlısız günü günü geçmez!
KISA BİR TATLI TARİFİ
Kek yaptınız. Bir kısmı kaldı..
Ufak ufak doğrayın..
Tatlı ya da dondurma kaplarına eşit olarak paylaştırın..
Üzerlerine doğranmış kuru kayısı, kuru erik, badem ceviz atıverin
Bir paket çikolata sosonu hazırlatıp ılıtın..
Bir paket krem şanti hazırlayın.
Kaplara bölüştürüp, üzerlerine bir sürü malzeme attığınız keklerin üstüne önce krem şanti, daha sonra çikolata sosu gezdirin..
Dolapta 1-2 saat dinlendirin..
Afiyet olsun..
BU DA DİYET TATLI
5-6 adet elmayı rendeleyin..
Yarım paket bisküviyi ufalayıp üzerlerine atın..
Biraz tarçınla birlikte tüm malzemeyi yoğurun..
Küçük toplar haline getirin ve kaselere paylaştırın..
Üzerine biraz çikolata sosu gezdirin..
Afiyet olsun :))
13 Aralık 2010 Pazartesi
PAZARTESİ, EKMEKÜSTÜ VE OTLAR
Ödüllendirdim kendimi bu sabah. Ne için mi ? Hiç bir nedeni yok.
Komşu Fırın'ın süper lezzetli Ekmek Üstü'nden aldım Akdeniz usulü. Yanına bir de demli çay , haftaya güzel bir başlangıç oldu vesselam.
İş yok güç yok, boş boş oturuyoruz ofiste. Film izleyeceğim, bugünkü iş planım bu :)
Yeni haftaya Pınar Hanım'dan otlarımı sipariş ederek başlamak günümü ayrı bir şenlendirecek eminim.
Isırgan, ebegümeci, kuzukulağı. Evde Kastamonu'dan gelen Ispıtımız da var. Yumurtalı, soğanlı, domatesli bol sarmısaklı kavurmalı, mantarlı.. Çeşit çeşit ot pişer bizim evde. Kızımın arkadaşları önce yadırgarlardı ebegümecili yumurta yedim diyince bizim büyük melek. Şimdi hepsi alıştı, özellikle gelip bana şunu yapsana bozbek teyze diyen bile var.
Geçen gün bitkisel tedavi ile uğraşan bir doktor ile yapılan ropörtajı izledim televizyonda. Koskoca programda en aklımda kalan doktorun Avrupa'da yetişen gençler ile ilgili söylediği şeydi.
Avrupa'da lise dengi bir okuldan mezun olan gençlerin hepsi mezun olduklarında en az 10 çeşit bitkinin latince ismini, hangi hastalıklara destek olarak kullanılacağını bilerek ve doğada onları tanıyarak mezun oluyormuş.
Bitkiler, faydaları ve zararları ile ilgili seçmeli derslerin konulması gerektiğini salık veriyordu profesör. Bitkilerin bilinçsiz olarak kullanıldığında ne gibi zararlar yaratacağını da şu şözlerle açıkladı Doktor Bey.
" Her bitki zehirdir, hiçbir bitki zehir değildir"
Öğrenecek ne çok şeyimiz, gidilecek ne çok yolumuz var daha..
Sevgi ve sağlıkla..
Komşu Fırın'ın süper lezzetli Ekmek Üstü'nden aldım Akdeniz usulü. Yanına bir de demli çay , haftaya güzel bir başlangıç oldu vesselam.
İş yok güç yok, boş boş oturuyoruz ofiste. Film izleyeceğim, bugünkü iş planım bu :)
Yeni haftaya Pınar Hanım'dan otlarımı sipariş ederek başlamak günümü ayrı bir şenlendirecek eminim.
Isırgan, ebegümeci, kuzukulağı. Evde Kastamonu'dan gelen Ispıtımız da var. Yumurtalı, soğanlı, domatesli bol sarmısaklı kavurmalı, mantarlı.. Çeşit çeşit ot pişer bizim evde. Kızımın arkadaşları önce yadırgarlardı ebegümecili yumurta yedim diyince bizim büyük melek. Şimdi hepsi alıştı, özellikle gelip bana şunu yapsana bozbek teyze diyen bile var.
Geçen gün bitkisel tedavi ile uğraşan bir doktor ile yapılan ropörtajı izledim televizyonda. Koskoca programda en aklımda kalan doktorun Avrupa'da yetişen gençler ile ilgili söylediği şeydi.
Avrupa'da lise dengi bir okuldan mezun olan gençlerin hepsi mezun olduklarında en az 10 çeşit bitkinin latince ismini, hangi hastalıklara destek olarak kullanılacağını bilerek ve doğada onları tanıyarak mezun oluyormuş.
Bitkiler, faydaları ve zararları ile ilgili seçmeli derslerin konulması gerektiğini salık veriyordu profesör. Bitkilerin bilinçsiz olarak kullanıldığında ne gibi zararlar yaratacağını da şu şözlerle açıkladı Doktor Bey.
" Her bitki zehirdir, hiçbir bitki zehir değildir"
Öğrenecek ne çok şeyimiz, gidilecek ne çok yolumuz var daha..
Sevgi ve sağlıkla..
5 Kasım 2010 Cuma
BU DEVİRDE KADIN OLMAK ( CAN DÜNDAR'DAN)
Bazen ruhumun çok zorlandığını yorulduğunu hissediyorum. Belki izlemişsinizdir " Beyza'nın Kadınları" diye bir film vardı.
Bir kadın, 3 kişilik.. Bazen ben de hangi rolde olduğumu unutuyorum artık. Ya da bir rolden bir diğerine geçerken ruhum zorlanıyor . Mail yoluyla dün geldi Can Dündar'ın " Bu Devirde Kadın Olmak" aldı yazısı. Nasıl da analiz etmiş, nasıl da çözmüş ve ne güzel yazmış.. Empatinin böylesini ayakta alkışlıyorum..
Teşekkürler Can Dündar.. Bizi anlayan erkeklerin var olduğunu bilmek ne hoş!
BU DEVİRDE KADIN OLMAK
Fıkralarda bile yoktur, yarım hamile olmak. Ama hayatta var.
Bu devirde kadın olmak, yarı hamile olmak gibi bir sey.
Aynı anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak gibi yani...
Hem seksi ve erkeksi savaşçı Zeyna, hem de giyinip süslenip Ken'i bekleyen Barbie Bebek olmak.
Hem erkeklerle, aynı okullarda eşit şartlarda okumak.
Hatta daha iyi olmak. Hem de işe girebilmek için patronlara 30'una kadar evlenmeme,çocuk yapmama sözü vermek. Her sabah cocuklarının anası,sevdiğinin kadını olarak uyanmak.
Tum dişi içgüdülerinle aynada hoş birini görene kadar çabalamak. Ve ardından ekmeğin peşine düşmek.
Erkek gibi calişmak. Işinde mantıklı, dışarda duygusal olmak.
İşinde atik, yırtıcı, tuttuğunu koparan.
Evinde narin, hassas, şefkatli olmak.
Güzellik bir yere kadar deyip.
O bir yere bir türlü varamamak. Hiç bitmeyen güzel, bakımlı, ince, genç kalabilme çabalari vermek. Kozmetiklere,estetik müdahalelere servet yatırmak.Nice okullar, üniversiteler okumak.
Masterlar, doktoralar yapmak. Ama hayatın anlamını ille de bir erkekte bulmak.
Hem saygıdeğer eş, muhteşem ev sahibi,basarılı iş kadını
Hem de o.... olmak.
Çok ciddi toplantılar, buyuk pazarlıklar yapmak.
Bunlari yaparken giydiğin ciddi pantolon takımlarin altına seksi jartiyer giymeyi unutmamak.
Seninle birlikte olmak için ne taklalar atan bu adamların,senin namusunu korumak için seferber olup kurallar koymasına gülmek.
Bu devirde kadın olmak. Ardı ardına değişimler geçirmek. Bitmek tükenmek bilmeyen şizofreniler yaşamak.
Bu devirde kadın olmak. Dedim ya.. Yarı hamile olmak gibi birşey. Aynı anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de
olmak-olmamak gibi....
Bir kadın, 3 kişilik.. Bazen ben de hangi rolde olduğumu unutuyorum artık. Ya da bir rolden bir diğerine geçerken ruhum zorlanıyor . Mail yoluyla dün geldi Can Dündar'ın " Bu Devirde Kadın Olmak" aldı yazısı. Nasıl da analiz etmiş, nasıl da çözmüş ve ne güzel yazmış.. Empatinin böylesini ayakta alkışlıyorum..
Teşekkürler Can Dündar.. Bizi anlayan erkeklerin var olduğunu bilmek ne hoş!
BU DEVİRDE KADIN OLMAK
Fıkralarda bile yoktur, yarım hamile olmak. Ama hayatta var.
Bu devirde kadın olmak, yarı hamile olmak gibi bir sey.
Aynı anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak gibi yani...
Hem seksi ve erkeksi savaşçı Zeyna, hem de giyinip süslenip Ken'i bekleyen Barbie Bebek olmak.
Hem erkeklerle, aynı okullarda eşit şartlarda okumak.
Hatta daha iyi olmak. Hem de işe girebilmek için patronlara 30'una kadar evlenmeme,çocuk yapmama sözü vermek. Her sabah cocuklarının anası,sevdiğinin kadını olarak uyanmak.
Tum dişi içgüdülerinle aynada hoş birini görene kadar çabalamak. Ve ardından ekmeğin peşine düşmek.
Erkek gibi calişmak. Işinde mantıklı, dışarda duygusal olmak.
İşinde atik, yırtıcı, tuttuğunu koparan.
Evinde narin, hassas, şefkatli olmak.
Güzellik bir yere kadar deyip.
O bir yere bir türlü varamamak. Hiç bitmeyen güzel, bakımlı, ince, genç kalabilme çabalari vermek. Kozmetiklere,estetik müdahalelere servet yatırmak.Nice okullar, üniversiteler okumak.
Masterlar, doktoralar yapmak. Ama hayatın anlamını ille de bir erkekte bulmak.
Hem saygıdeğer eş, muhteşem ev sahibi,basarılı iş kadını
Hem de o.... olmak.
Çok ciddi toplantılar, buyuk pazarlıklar yapmak.
Bunlari yaparken giydiğin ciddi pantolon takımlarin altına seksi jartiyer giymeyi unutmamak.
Seninle birlikte olmak için ne taklalar atan bu adamların,senin namusunu korumak için seferber olup kurallar koymasına gülmek.
Bu devirde kadın olmak. Ardı ardına değişimler geçirmek. Bitmek tükenmek bilmeyen şizofreniler yaşamak.
Bu devirde kadın olmak. Dedim ya.. Yarı hamile olmak gibi birşey. Aynı anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de
olmak-olmamak gibi....
22 Temmuz 2010 Perşembe
ERKEKLERE NE OLDU?
Sabah işe gelmek için metrobüse bindim. Tabiri caiz ise daha afyonum patlamamış, karnım aç.. İnşallah otururum da bir kaç sayfa kitap okuyarak çabucak bitiriririm yolu diye düşünüyorum. Boş yer yoksa belki centilmen bir beyefendiye rastlarım da yer verir diye umut tohumları yeşeriyor içimde. Hayal bu ya! Hatta sırtımı dayayacak bir yer bulsam ayakta da okuyacağım kitabımı bu kadar hevesliyim.
Yarı boş yarı dolu gelen bir metrobüse düşe kalka bindim. Düşe kalka diyorum ; çünkü bir iki adam boş olan yerleri kapmak için omuz atarak tüm kadınlardan önce metrobüse bindiler ve boş olan yerlere oturdular.
Hayal ettiğim gibi ,ayakta durup sırtımı yaslayabilmek için boş bir cam kenarı buldum ve dayadım sırtımı bir cama, aldım elime kitabımı ayakta kitap okuyarak yola devam edeceğim.( Şu cep kitapları çıkalı beri ayakta kitap okumak daha da bir kolay oldu) Adamın biri dikildi önüme , yan tarafımdan arkamdaki boruya tutunmaya çalışıyor. Ama aramızdaki mesafe dayanılacak gibi değil. Hani okulda öğretmişlerdi ya mahrem mesafe boyutu. Geldi o boyuta ,neredeyse geçecek. Kenara çekildim öfleye pöfleye amcada hala tık yok. Kapattım kitabı , okunacak gibi değil. Etrafa bakınıyorum.
Binenler bilir metrobüslerde 1,5 kişilik bir koltuk vardır. Bir kişi sığar ,yanına da anca bir çocuk. Öyle bir koltukta bir bayan oturuyor , durakta metrobüse binen bir adam kadıncağızı iteleye kakalaya yanına sıkıştı. O esnada bir yer boşaldı. Bir erkek ve bir kadın boş koltuğa eşit mesafede ama yine bıçkın erkek nesli bir omuz darbesiyle kaptı yeri.
Otobüsün geneline baktım tüm kadınlar ayakta neredeyse. Çocuklu, çocuksuz, hamile, yaşlı, genç. Bütün erkekler oturuyor ve horul horul uyuyor. Uyanık ve ayakta olanlar ise akbaba gibi koltukların tepesinde boşalan yerleri kapmak için bekliyor.
Hey gidi beyefendiler ne oldu size? Nerede kapıdan geçerken bayanlara öncelik verenler kibar erkekler? Nerede toplu taşıma araçlarında kadınlara yer verenler? Nerede bayanlar rahatsız olmasın diye aradaki mesafeyi korumaya çalışan centilmenler?
Yer vermenizden falan geçtim ama omuz atmayın bari !
Yarı boş yarı dolu gelen bir metrobüse düşe kalka bindim. Düşe kalka diyorum ; çünkü bir iki adam boş olan yerleri kapmak için omuz atarak tüm kadınlardan önce metrobüse bindiler ve boş olan yerlere oturdular.
Hayal ettiğim gibi ,ayakta durup sırtımı yaslayabilmek için boş bir cam kenarı buldum ve dayadım sırtımı bir cama, aldım elime kitabımı ayakta kitap okuyarak yola devam edeceğim.( Şu cep kitapları çıkalı beri ayakta kitap okumak daha da bir kolay oldu) Adamın biri dikildi önüme , yan tarafımdan arkamdaki boruya tutunmaya çalışıyor. Ama aramızdaki mesafe dayanılacak gibi değil. Hani okulda öğretmişlerdi ya mahrem mesafe boyutu. Geldi o boyuta ,neredeyse geçecek. Kenara çekildim öfleye pöfleye amcada hala tık yok. Kapattım kitabı , okunacak gibi değil. Etrafa bakınıyorum.
Binenler bilir metrobüslerde 1,5 kişilik bir koltuk vardır. Bir kişi sığar ,yanına da anca bir çocuk. Öyle bir koltukta bir bayan oturuyor , durakta metrobüse binen bir adam kadıncağızı iteleye kakalaya yanına sıkıştı. O esnada bir yer boşaldı. Bir erkek ve bir kadın boş koltuğa eşit mesafede ama yine bıçkın erkek nesli bir omuz darbesiyle kaptı yeri.
Otobüsün geneline baktım tüm kadınlar ayakta neredeyse. Çocuklu, çocuksuz, hamile, yaşlı, genç. Bütün erkekler oturuyor ve horul horul uyuyor. Uyanık ve ayakta olanlar ise akbaba gibi koltukların tepesinde boşalan yerleri kapmak için bekliyor.
Hey gidi beyefendiler ne oldu size? Nerede kapıdan geçerken bayanlara öncelik verenler kibar erkekler? Nerede toplu taşıma araçlarında kadınlara yer verenler? Nerede bayanlar rahatsız olmasın diye aradaki mesafeyi korumaya çalışan centilmenler?
Yer vermenizden falan geçtim ama omuz atmayın bari !
1 Nisan 2010 Perşembe
HER KADIN BİLMELİ
Bugün aldığım bir maili olduğu gibi sizler ile paylaşıyorum..
Bir kadın hiç istemese ihtiyacı olmasa bile istediğinde evden ayrılıp,
kendine ev kiralayacak kadar paraya sahip olmalı.
Bir kadın giyecek mükemmel bir şeye sahip olmalı ki patronu ya da
hayallerinin aşkı bir saat içinde onu görmek isteyebilir.
Bir kadın dönüp baktığında hoşnut olduğu bir gençliğe sahip olmalı.
Bir kadın yaşlandığında yeniden anlatmayı dört gözle
bekleyeceği yeterince ilginç bir geçmişe sahip olmalı.
Bir kadın bir tornavida setine,bir kablosuz matkaba ve bir siyah dantelli
sütyene sahip olmalı.
Bir kadın onu her zaman güldüren ve onun ağlamasına izin veren bir
arkadaşa sahip olmalı.
Bir kadın daha önce ailesinde kimseye ait olmayan iyi bir mobilyaya
sahip olmalı.
Bir kadın misafirlerini şereflendirecek sekiz eş tabak,ayaklı
şarap kadehi ve yemek tarifine sahip olmalı.
Bir kadın kaderini kontrol edebileceği duygusuna sahip olmalı.
Her kadın kendini kaybetmeden aşık olmayı bilmeli.
Her kadın bir işi bırakmayı,bir sevgiliden ayrılmayı ve arkadaşlığa zarar
vermeden arkadaşına karşı durmayı bilmeli.
Her kadın ne zaman daha fazla deneyeceğini ve ne zaman yoluna devam
edeceğini bilmeli.
Her kadın baldırlarının uzunluğunu,kalçalarının genişliğini ya
da ailesinin doğasını değiştiremeyeceğini bilmeli.
Her kadın bilmeli ki çocukluğu mükemmel geçmemiş olabilir, ama
o bitti.
Her kadın aşk ya da daha başka şeyler için ne yapıp ne yapmayacağını bilmeli.
Her kadın sevmese de nasıl yalnız yaşanacağını bilmeli.
Her kadın kime güvenebileceğini,kime güvenemeyeceğini ve bunun kişisel
olarak algılanmaması gerektiğini bilmeli.
Her kadın ruhu yatıştırılmaya ihtiyaç duyduğunda nereye
gideceğini bilmeli.
(En iyi arkadaşının mutfak masası ya da ormanda büyüleyici bir otel)
Her kadın bir günde,bir ayda,bir yılda ne başarabileceğini,ne
başaramayacağını bilmeli.
MAYA ANGELOU
Bir kadın hiç istemese ihtiyacı olmasa bile istediğinde evden ayrılıp,
kendine ev kiralayacak kadar paraya sahip olmalı.
Bir kadın giyecek mükemmel bir şeye sahip olmalı ki patronu ya da
hayallerinin aşkı bir saat içinde onu görmek isteyebilir.
Bir kadın dönüp baktığında hoşnut olduğu bir gençliğe sahip olmalı.
Bir kadın yaşlandığında yeniden anlatmayı dört gözle
bekleyeceği yeterince ilginç bir geçmişe sahip olmalı.
Bir kadın bir tornavida setine,bir kablosuz matkaba ve bir siyah dantelli
sütyene sahip olmalı.
Bir kadın onu her zaman güldüren ve onun ağlamasına izin veren bir
arkadaşa sahip olmalı.
Bir kadın daha önce ailesinde kimseye ait olmayan iyi bir mobilyaya
sahip olmalı.
Bir kadın misafirlerini şereflendirecek sekiz eş tabak,ayaklı
şarap kadehi ve yemek tarifine sahip olmalı.
Bir kadın kaderini kontrol edebileceği duygusuna sahip olmalı.
Her kadın kendini kaybetmeden aşık olmayı bilmeli.
Her kadın bir işi bırakmayı,bir sevgiliden ayrılmayı ve arkadaşlığa zarar
vermeden arkadaşına karşı durmayı bilmeli.
Her kadın ne zaman daha fazla deneyeceğini ve ne zaman yoluna devam
edeceğini bilmeli.
Her kadın baldırlarının uzunluğunu,kalçalarının genişliğini ya
da ailesinin doğasını değiştiremeyeceğini bilmeli.
Her kadın bilmeli ki çocukluğu mükemmel geçmemiş olabilir, ama
o bitti.
Her kadın aşk ya da daha başka şeyler için ne yapıp ne yapmayacağını bilmeli.
Her kadın sevmese de nasıl yalnız yaşanacağını bilmeli.
Her kadın kime güvenebileceğini,kime güvenemeyeceğini ve bunun kişisel
olarak algılanmaması gerektiğini bilmeli.
Her kadın ruhu yatıştırılmaya ihtiyaç duyduğunda nereye
gideceğini bilmeli.
(En iyi arkadaşının mutfak masası ya da ormanda büyüleyici bir otel)
Her kadın bir günde,bir ayda,bir yılda ne başarabileceğini,ne
başaramayacağını bilmeli.
MAYA ANGELOU
22 Mart 2010 Pazartesi
CUMHURİYET KADINLARI / SEMİHA BERKSOY

Semiha Berksoy sergisine gittim Cumartesi günü.
Ben Yaşardım Aşkla ve Sanatla isimli sergi tek kelime ile muhteşemdi. Hatta serginin bitimine yakın ziyaret etmiş olmaktan dolayı da bir hayli ayıpladım kendimi.
Bir kadın vardı karşımda; güçlü, asil, cumhuriyetçi, naif, duygulu, çılgın, aydın, yenilikçi, hırslı, hayatı tarih, elleri fırça, bedeni tual, sesi kadife, zihni berrak. Kadın gibi kadındı gördüğüm. Bir tarihti. 94 yıllık bir arsivdi, 94 yıllık birikimdi, bilgiydi, cesaretti.
Hele bir Semiha Berksoy Yatak Odası var ki sergide" Bütün Dünya Odamın İçinde" diye adlandırdığı insanı bu diyardan alıp başka bir diyara götürüyor.
İnsanın öldükten sonra geriye bırakacak birşeyleri olması ne güzel. Öldükten sonra bir devri; bir fırça darbesinde, piyano sesinde, su bardağının çiçek motifinde ziyaretçilerinle paylaşmak ne hoş.
Kişisel bir tarihi arşivine sahip olmak, tarih yapraklarının bir sayfası haline gelmek ne büyüleyici..
13 Mart 2010 Cumartesi
BULSAK BULSAK NE BULSAK?
Hayatınızı kolaylaştıracak bir makina icad etseydiniz bu ne olurdu? Kızımın bu haftaki ödevi. O düşünedursun ben de görev edindim eni konu kafa yordum bu konu üzerinde ne icat ederdim acaba diye.
Mesai bitimi beni ofisten eve ışınlayacak bir alet mi?
Benim yerime çalışacak ve angarya işleri yapacak bir insan kopyalama makinası mı?
Çamaşırları ütülenmiş ve katlanmış bir şekilde çıkartan bir çamaşır makinası mı?
Belki de bunların hepsi bir yerlerde icad edilmiştir de bizim haberimiz yoktur. Ne dersiniz?
Mesai bitimi beni ofisten eve ışınlayacak bir alet mi?
Benim yerime çalışacak ve angarya işleri yapacak bir insan kopyalama makinası mı?
Çamaşırları ütülenmiş ve katlanmış bir şekilde çıkartan bir çamaşır makinası mı?
Belki de bunların hepsi bir yerlerde icad edilmiştir de bizim haberimiz yoktur. Ne dersiniz?
5 Şubat 2010 Cuma
KIRMIZI DÜNYA
Sevgililer günü geliyor. Yine heryer kızaracak. İrilisinden ufaklısından bir sürü kalp dolacak etraf. Utanmasalar sevgililer gününe özel kalpli tuvalet kağıdı bile üretecekler. Öyle b.ku çıktı.
1 hafta önce 1 liraya satılan bir mal sevgililer gününe özel indirimle 3 liraya satılacak. Nasıl mı olacak? Önce ürüne zam yapılarak 2 gün boyunca 5 liraya satılacak , sevgililerin gözü alıştırılacak sonra da sevgililer günü özel indirimi yapılacak göyaa..
Parası pulu, ticari kaygıları bir yana da sevmiyorum özel günleri. Yokluk hissini körüklüyorlar sürekli. Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü... Heryerde gözüne gözüne sokuyorlar insanların. TV reklamları desen ayrı bir duygu sömürüsü.
Kutlayacak birileri olan için bayram, ya olmayan için?
Bu kadar abartmanın, insanların yokluk hislerini bu kadar körüklemenin, yangına kürekle gitmenin hiç alemi yok gibi geliyor...
Abartmayalım, abartanları uyaralım :))
1 hafta önce 1 liraya satılan bir mal sevgililer gününe özel indirimle 3 liraya satılacak. Nasıl mı olacak? Önce ürüne zam yapılarak 2 gün boyunca 5 liraya satılacak , sevgililerin gözü alıştırılacak sonra da sevgililer günü özel indirimi yapılacak göyaa..
Parası pulu, ticari kaygıları bir yana da sevmiyorum özel günleri. Yokluk hissini körüklüyorlar sürekli. Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü... Heryerde gözüne gözüne sokuyorlar insanların. TV reklamları desen ayrı bir duygu sömürüsü.
Kutlayacak birileri olan için bayram, ya olmayan için?
Bu kadar abartmanın, insanların yokluk hislerini bu kadar körüklemenin, yangına kürekle gitmenin hiç alemi yok gibi geliyor...
Abartmayalım, abartanları uyaralım :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)