Hürriyet

12 Kasım 2010 Cuma

KURBAN

Yine bir Kurban Bayramı geliyor ve yine aynı tartışmalar yaşanacak yurdumda.

Kurban kesmek yerine bir fakire aynı oranda yardım yapsanız.. Kurban kesmek vahşettir..

Yine bir Kurban Bayramı ve yine aynı görüntüle olacak yurdumda.

Kaçan kurbanlar, kan revan içindeki yollar, kesimleri dehşet içinde izleyen çocuklar...

Kurban kesmek bir ibadet biçimdir.  Tıpkı namaz kılmak gibi, tıpkı oruç tutmak gibi, tıpkı zekat vermek gibi, tıpkı yalan söylememek yetim hakkı yememek gibi.. Bir ibadetin diğerinin yerini tutması mümkün değil benim fikrime göre..

Ama Kurban gerekleri yerine getirilerek kesilmeli. Hijyenik ve temiz ortamlarda , alanen değil gözden uzak kurban kesimi için ayrılmış özel kapalı alanlarda, çocuklardan uzakta ve bu kesime onları şahit etmeden.
Konu komşuya dana kestiğini göstermek için bahçeyi kan gölüne çeviriyorsan o kurban değildir bence. İşte o vahşettir. Zira zaten dinimiz de ibadetin gizli olanını makbul tutmaz mı?

Kesilen kurban etleri bir senelik et ihtiyacını karşılamak için derin dondurucularda tutulmak yerine, arşınlanmalı sokaklar. Et girmeyen evlerle paylaşılmalı kurban. Her hafta evine et alan üst komşuya vermek yerine senede bir kez bile et alamayan aileler bulunmalı. Yok demeyin çok! Arayan bulur. Biraz vakit ayırmak yeterli..

Belki de o evlerde ki çocuklar bir kaç hediye ile sevindirilmeli. Kurban kesmek için aile bütçesinden 700 TL ayırabilen bir ailenin 200 TL'lik bir harcama daha yapmasının çok zor olduğunu sanmıyorum çünkü..

Sanırım işte böyle olduğu zaman Kurban kurban olur ve sevinir kurbanlığına, bayram bayram olur yüreklerde iz bırakır ve herşey amacına ulaşmış olur.

Herkesin Kurban Bayram'ı mübarek olsun.

Sevgiyle

10 Kasım 2010 Çarşamba

DÜŞÜNE DÜŞÜNE SENİ



Ereceğim sana usta, barışta, başarıda 

Öyle
Güçlüsün ki
Güçleneceğim
Öyle yücesin ki, yüceleceğim
Düşüne düşüne seni kocaman kocaman
Dağlara, dağlara karışacağım

Ozan mıyım, ordu muyum, su muyum anlaşılmaz
Çağlar upuzun allığı yüreğimde ülkünün
Sanki bayrak bir kalemdir, sanki gökler bir kağıt
Sanki ellerim gece
Sanki ellerim gündüz
Yazacağım seni daha, bir daha
Ben senin ölümünle yarışacağım

Fazıl Hüsnü Dağlarca


9 Kasım 2010 Salı

Sürekli daha fazlasını isteyen, nefsi aç , doymak bilmeyen, burnunu kaf dağından aşağı indirmeyen, küçük dağları ben yarattım altına da imza attım diyen ademoğullarına..Buyrun Kazak Abdal tam da size demiş..

Ormanda büyüyen adam azgını

Çarşıda pazarda insan beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermeğe dervişan beğenmez

Alemi taneder yanına varsan
Seni yanıltır mes'ele sorsan
Bir cim çıkmaz eğer kamını yarsan
Camiye gelir de erkan beğenmez

Elin kapusunda kul kardaş olan
Burnu sümüklü hem gözü yaş olan
Bayramdan bayrama bir traş olan
Berber dükkanında oğlan beğenmez

Dağlarda bayırda gezen bir yörük
Kimi timarlı sipahi kimi serbölük
Bir elife dili dönmiyen hödük
Şehristana gelir ezan beğenmez

Bir çubuğu vardır gayet küçücek
Zu'mu fasidince keyif sürecek
Kırık çanağı yok ayran içecek
Kahveye gelir de fincan beğenmez

Yaz olunca yayla yayla göçenler
Topuz korkusundan şardan kaçanlar
Meşe yaprağını kıyıp içenler
Rumeli Yenicesi duhan beğenmez

Aslında, neslinde giymemiş hare
İş gelmez elinden gitmez bir kare
Sandığı gömleksiz duran mekkare
Bedestana gelir kaftan beğenmez

Kazak Abdal söyler bu türlü sözü
Yoğurt ayran ile hallolmuş özü
Köyden şehre gelse bir Türkün kızı
İnci yakut ister mercan beğenmez

Kazak Abdal

5 Kasım 2010 Cuma

BU DEVİRDE KADIN OLMAK ( CAN DÜNDAR'DAN)

Bazen ruhumun çok zorlandığını yorulduğunu hissediyorum. Belki izlemişsinizdir " Beyza'nın Kadınları" diye bir film vardı.

Bir kadın, 3 kişilik.. Bazen ben de hangi rolde olduğumu unutuyorum artık. Ya da bir rolden bir diğerine geçerken ruhum zorlanıyor . Mail yoluyla dün geldi Can Dündar'ın " Bu Devirde Kadın Olmak" aldı yazısı. Nasıl da analiz etmiş, nasıl da çözmüş ve ne güzel yazmış.. Empatinin böylesini ayakta alkışlıyorum..
Teşekkürler Can Dündar.. Bizi anlayan erkeklerin var olduğunu bilmek ne hoş!

BU DEVİRDE KADIN OLMAK
Fıkralarda bile yoktur, yarım hamile olmak. Ama hayatta var.


Bu devirde kadın olmak, yarı hamile olmak gibi bir sey.

Aynı anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de olmak-olmamak gibi yani...


Hem seksi ve erkeksi savaşçı Zeyna, hem de giyinip süslenip Ken'i bekleyen Barbie Bebek olmak.

Hem erkeklerle, aynı okullarda eşit şartlarda okumak.

Hatta daha iyi olmak. Hem de işe girebilmek için patronlara 30'una kadar evlenmeme,çocuk yapmama sözü vermek. Her sabah cocuklarının anası,sevdiğinin kadını olarak uyanmak.

Tum dişi içgüdülerinle aynada hoş birini görene kadar çabalamak. Ve ardından ekmeğin peşine düşmek.

Erkek gibi calişmak. Işinde mantıklı, dışarda duygusal olmak.

İşinde atik, yırtıcı, tuttuğunu koparan.

Evinde narin, hassas, şefkatli olmak.


Güzellik bir yere kadar deyip.

O bir yere bir türlü varamamak. Hiç bitmeyen güzel, bakımlı, ince, genç kalabilme çabalari vermek. Kozmetiklere,estetik müdahalelere servet yatırmak.Nice okullar, üniversiteler okumak.

Masterlar, doktoralar yapmak. Ama hayatın anlamını ille de bir erkekte bulmak.

Hem saygıdeğer eş, muhteşem ev sahibi,basarılı iş kadını

Hem de o.... olmak.

Çok ciddi toplantılar, buyuk pazarlıklar yapmak.

Bunlari yaparken giydiğin ciddi pantolon takımlarin altına seksi jartiyer giymeyi unutmamak.

Seninle birlikte olmak için  ne taklalar atan bu adamların,senin namusunu korumak için seferber olup kurallar koymasına gülmek.

Bu devirde kadın olmak. Ardı ardına değişimler geçirmek. Bitmek tükenmek bilmeyen şizofreniler yaşamak.

Bu devirde kadın olmak. Dedim ya.. Yarı hamile olmak gibi birşey. Aynı anda hem hamile olmak, hem olmamak, hem de

olmak-olmamak gibi....

1 Kasım 2010 Pazartesi

DÜNYA YORGUN ARTIK

Hayat yorgun artık.. Neşeli neşeli gülümsemek yerine , en hüzünlü yönlerini gösteriyor misafirlerine. Geçip giden bunca milyon yıl yaşlandırmış ki dünyayı, beli bükük bir ihtiyar gibi ağır aksak yaşanıyor günler.

Evrenin gözü yaşlı, kulağı kapıda. Bir kurtaran olsa da taşımasam bunca insanın yükünü dercesine isyan ediyor. Yağmurlar, fırtınalar, tusunamiler, depremler... İsyan üstüne isyan çıkartıyor da kimse farkında değil.

Tamah edecek azı da bulamaz olduk ama gözümüz hala çokda. Göz bu istiyor, dünya yaşlı, dünya yorgun dünya bezgin.. Vermeyenin iki yüzü kara misali , esirgemekte diretiyor yüzü kapkara dünya.

Bir tatlı huzur isteyenlerin huzuru bile iki kelime arasındaki saliselerde gizli. Yakaladın yakaladın yakalayamadın bir sonra zamana kalıyor . O zaman ne zaman gelir bilinmez...

Bir elin hiç birşeyi yok, iki elin sesi bile çıkmıyor artık..Üçüncü beşinci eller gerek ama ellerin yerinde yeller esiyor. İnsanlar sağ cebindekini sol cebinden saklıyor..

Komşuda pişen, kimseye düşmüyor artık. Çünkü komşudaki komşuya bile yetmiyor..

Dünya yorgun artık..Can çekişiyor